Refik Anadol’un yeni projesi Dataland, Los Angeles’ta sanatseverlerin ziyaretine açıldı ve eleştirmen tarafından yılın en etkileyici sürükleyici sanat deneyimlerinden biri olarak değerlendirildi. Yapay zekâ destekli bu çalışma, klasik bir müze gezisinden çok, içine girilen bir deneyim alanı olarak anlatıldı.
Dataland’ın ilk bölümünde "Machine Dreams: Rainforest" başlıklı bir kurgu yer alıyor. Çalışma, Anadol’un Large Nature Model adını verdiği sistemle üretildi ve yağmur ormanı imgeleri üzerinden ilerleyerek giderek daha geniş, soyut ve hayali bir görsel evrene açılıyor.
Ziyaretçiler biyometrik verilerle deneyimin parçası oluyor
Girişte ziyaretçilerden boyunluk ve bileklik takmaları isteniyor. Bu ekipmanlar, deneyim boyunca biyometrik verileri izleyerek sergide görülen görsellerin şekillenmesine katkı sağlıyor.
Yazıda, bu sistemin özellikle kişiselleştirilmiş bir deneyim hissi yarattığı belirtiliyor. Ancak aynı zamanda, çocuklar için ekipmanın ağırlığının sorun yaratabildiği de aktarılıyor; üç yaşındaki bir çocuğun boyunluğu takmak istemediği, altı yaşındaki bir çocuğun ise denemesine rağmen ekipmanı ağır bulduğu anlatılıyor.
Mekânda yedi yaş altı çocuklar için izleme ekipmanının önerilmediği de açıkça ifade ediliyor. Buna karşın serginin genel atmosferinin iki saatlik bir ziyaret boyunca aileler için güçlü ve sürükleyici bir deneyim sunduğu vurgulanıyor.
Çoklu duyulara hitap eden geniş ölçekli kurgu
Dataland içinde birden fazla büyük galeri bulunuyor ve her alan farklı bir fantastik deneyim sunuyor. Bazı bölümler etkileşimli, bazıları ise daha çok duyusal ve görsel bir akış üzerine kuruluyor.
Metinde, serginin yalnızca görüntüyle değil, kokuyla da desteklenen bir bütünlük kurduğu, izleyicinin çeşitli duyularına aynı anda seslendiği yazılıyor. Çocukların siyah ve parlak zemin nedeniyle ilk anda mekânı karanlık ve kaygan bir yüzey gibi algılayabildiği de anlatılıyor.
Eleştiride, bu ölçeğin Anadol’un daha önceki işlerini gölgede bırakan bir seviyeye ulaştığı savunuluyor. 2023’te MoMA’daki Unsupervised çalışmasına yönelik "şık bir lav lambası" benzetmesinin ardından, Dataland’ın bu eleştiriye yanıt niteliğinde daha geniş, daha yoğun ve daha iddialı bir iş olarak ortaya çıktığı belirtiliyor.
Sanat nesnesinden deneyim alanına
Yazıda Dataland, çağdaş sanatın nesne merkezli yapısından uzaklaşıp içerik ve deneyim odaklı yeni bir döneme işaret eden bir örnek olarak konumlandırılıyor. Bu yaklaşımın, ekran ve dijital içerik çağında sanatın etkisini yeniden tanımladığı ileri sürülüyor.
Eleştirmen, veri kullanımının teknik ayrıntılarından çok ortaya çıkan görüntünün etkisine odaklanıyor. Metinde, verinin burada içerik ya da biçimden çok bir tür boya gibi çalıştığı, asıl meselenin ise izleyicinin karşısına çıkan görsel dünyayı kurmak olduğu savunuluyor.
Çalışmanın gerçek dünyadan alınan verilerle üretildiği, ancak sonunda gerçekliğin ötesine geçen bir hayal evrenine dönüştüğü de yazılıyor. Bu nedenle Dataland’ın belgesel bir anlatıdan çok, izleyiciyi alternatif bir dünyaya taşıyan fantastik bir kurgu sunduğu aktarılıyor.
Eleştirinin sonunda, altı yaşındaki bir çocuğun sergiden her gün geri dönmek istediğini söylemesinin, bir sanatçı için alınabilecek en güçlü övgülerden biri olduğu belirtiliyor. Yazı, Dataland’ın tam da bu yüzden etkili olduğunu, hem çocuklarda hem yetişkinlerde kalıcı bir hayranlık duygusu bıraktığını savunuyor.