İstanbul’un Haliç kıyısında bulunan Cibali Kapısı, Roma döneminden Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine uzanan yaklaşık 1800 yıllık şehir tarihinin izlerini taşıyor. Kapı, yalnızca surlardan geçiş sağlayan bir yapı değil, aynı zamanda İstanbul’un ticari, sosyal ve kültürel yaşamında önemli bir merkez olarak öne çıkıyor.
Sanat tarihçisi ve akademisyen Yasin Saygılı, kapının kökenlerinin Roma İmparatoru Septimius Severus dönemine, milattan sonra 2. Yüzyıla uzandığını belirtiyor. Haliç kıyısında deniz surlarının inşa edildiği bu dönemde kapı, kara surlarındaki savunma kapılarından farklı olarak iç mahallelerde yaşayanların limana ulaşmasını sağlıyordu.
Roma döneminden Cumhuriyet’e uzanan yapı
Cibali Kapısı, Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde farklı tarihlerde onarıldı. Bu müdahaleler, yapının günümüze kadar ayakta kalmasına katkı sağladı.
Kapının adı, Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından 1455’te yaptırılan ilk nüfus sayımında da yer aldı. İstanbul’un fethinden sonra Cibali Kapısı adıyla anılan yapı, sonraki yüzyıllarda kentin giriş çıkış noktalarından biri olmayı sürdürdü.
Kapının adına ilişkin iki anlatı
Cibali Kapısı’nın adının kaynağı konusunda birden fazla tarihî anlatı bulunuyor. Bu anlatılardan biri, Bursa vilayetinde güvenlikten sorumlu olduğu aktarılan Osmanlı komutanı Cebe Ali ile bağlantı kuruluyor. Fetihten sonra İstanbul’a ilk girenler arasında bulunduğu söylenen Cebe Ali’nin türbesinin kapının yanına yapıldığı ve türbenin yıllar içinde çeşitli değişiklikler geçirdiği aktarılıyor.
İkinci anlatı ise aynı adı taşıyan Mısırlı bir veliye dayanıyor. Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, 17. Yüzyılda kaleme aldığı seyahat anlatılarında Cebe Ali’yi, İstanbul’un fethi sırasında bölgeye gelen veliler ve dervişler arasında anıyor.
Bu anlatıya göre Cebe Ali, 300 dervişle birlikte İstanbul’a gelerek şehre giren ilk kişiler arasında yer aldı. Bu tür menkıbe ve halk anlatılarının Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaygınlaştığı, kapının ise Cibali Kapısı adıyla kullanılmaya devam ettiği belirtiliyor.
Denizcilik ve ticaretin merkezindeki mahalle
Osmanlı döneminde kapının çevresindeki ekonomik hayat, Haliç’in karşı kıyısında bulunan Tersane-i Amire’nin faaliyetlerinden etkilendi. Bölgede gemiler ve donanmayla bağlantılı dükkânlar, atölyeler ve çalışma alanları bulunuyordu.
Bu atölyelerin bir bölümünde gemi tahtaları arasındaki boşluklar yalıtım malzemeleriyle kapatılıyor, ardından tekneler korunmaları için ziftle kaplanıyordu. Ateş kullanılan iş yerleri, ahşap evlerin yaygınlığı ve bölgenin denize yakın olması, mahalleyi sık sık yangınlarla karşı karşıya bırakıyordu.
1633 yangını ve tütün yasağı
İstanbul’da tarih boyunca büyük yangınlar yaşandı. Cibali’de 1633’te çıkan yangın da kentin en büyük yangınlarından biri olarak anılıyor. Yangının üç gün sürdüğü ve geniş bir alanda hasara yol açtığı aktarılıyor.
Yangının tütün kullanımı nedeniyle bir kahvehanede başladığına ilişkin bir anlatı bulunuyor. Yangının ardından Osmanlı padişahı IV. Murad’ın İstanbul’da tütün ve tütün ürünlerinin tüketimini yasakladığı belirtiliyor.
Kapının yakınında 1884’te tütün fabrikası kurulması ise bölgenin tarihindeki dikkat çekici karşıtlıklardan biri olarak değerlendiriliyor. Tütün yasağıyla ilişkilendirilen bir alan, yaklaşık 250 yıl sonra tütün üretimiyle bağlantılı yeni bir yapıya ev sahipliği yaptı.
Gündelik hayat ve kültürel hafıza
Cibali Kapısı’nın çevresindeki yaşam yalnızca ticaretle sınırlı kalmadı. Kapının yakınındaki Cibali Karakolu, İstanbul’un kültürel ve edebî hayatında da iz bıraktı.
"Cibali Karakolu" adlı tiyatro oyunu, 1950’li yıllardan sonra İstanbul’daki sahnelerde gösterildi. Bu durum, kapının ve çevresindeki yapıların şehir yaşamındaki yerinin yalnızca tarihî belgelerle değil, kültürel eserlerle de sürdüğünü gösterdi.
İstanbul surları boyunca çok sayıda kapı bulunuyordu. Şehrin Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde dünyanın en büyük kentleri arasında yer aldığı, bu kapıların da kent içindeki sosyal ve gündelik hayatın devamında rol oynadığı ifade ediliyor.
İstanbul’daki bazı kapılar zaman içinde kapatıldı veya üzerleri örtüldü. Bazılarına ise artık ihtiyaç kalmadı. Cibali Kapısı ise tarihî ve sembolik öneminin yanı sıra günümüzde de ayakta ve kullanılmaya devam ediyor.