Full hybrid otomobiller Avrupa’da elektrikliye geçişin en dengeli basamaklarından biri olarak güç kazandı. Şarj kablosuna ihtiyaç duymadan şehir içi kullanımda tüketimi ve emisyonu kontrol altında tutan bu sistemler, özellikle geniş kullanıcı kitlesi için cazip bir seçenek haline geldi.
Bu alandaki dönüşümün başlangıcında 1997 Toyota Prius yer aldı. Seri üretimdeki ilk hibrit otomobil olarak tarihe geçen model, yıllar içinde Japon üreticilerin yanı sıra Avrupalı ve Koreli markaların da geliştirdiği sistemlerle birlikte ana akım pazarda önemli bir yer edindi.
Toyota sistemi nasıl çalışıyor?
Toyota’nın beşinci nesle ulaşan Hybrid System yapısının merkezinde e-CVT şanzıman ve güç bölücü mekanizma bulunuyor. Bu yapı, benzinli motor ile iki elektrik motoru arasında otomatik geçiş sağlıyor ve aracın saf elektrikli, seri hibrit, paralel hibrit ya da yalnızca benzinli motorla ilerleyebilmesine imkân tanıyor.
Markanın sunduğu hibrit ailesinde 1. 5, 1. 8, 2. 0 ve 2. 5 litrelik seçenekler yer alıyor. Aygo X, Yaris ve Yaris Cross gibi modellerde 115 ila 130 beygirlik versiyonlar kullanılırken, Corolla ve Corolla Cross’ta 140 ve 197 beygirlik seçenekler öne çıkıyor. Rav4 Awd-i’de ise toplam güç 236 beygire kadar çıkıyor.
Bu sistemde batarya kapasitesi genellikle 0,8 ile 1,3 kWh arasında değişiyor. Toyota, ideal şehir içi koşullarda elektrikli kullanım oranının zamanın yüzde 80’ine kadar çıkabildiğini, geçişlerin de tamamen otomatik gerçekleştiğini belirtiyor.
Renault, Nissan ve Honda’nın farklı hibrit yorumları
Renault’nun E-Tech sistemi, Avrupa’dan gelen ilk güçlü yanıtlar arasında yer aldı. Seri-paralel yapıdaki çözümde, farklı motor ve şanzıman kombinasyonları yazılım tarafından yönetiliyor; Clio, Captur, Arkana, Symbioz, Austral, Rafale ve Espace gibi modellerde farklı güç seçenekleri sunuluyor.
Nissan’ın e-Power teknolojisi ise klasik hibritlerden ayrılıyor. Bu yapıda benzinli motor tekerleklere doğrudan bağlı değil, yalnızca elektrik motoruna enerji sağlamak için çalışıyor; Qashqai ve X-Trail modellerinde kullanılan sistemde çekiş bütünüyle elektrik motoru üzerinden sağlanıyor.
Honda’nın e:HEV sistemi de seri-paralel bir düzen üzerine kuruluyor. Düşük ve orta hızlarda araç çoğunlukla elektrik motoruyla ilerlerken, benzinli motor çoğu zaman jeneratör gibi çalışıyor; yüksek hızlarda ise bağlantı devreye girerek verimi artırıyor.
Honda Jazz, HR-V, ZR-V, CR-V, Civic ve Prelude gibi modellerde farklı e:HEV kombinasyonları bulunuyor. Küçük sınıfta daha düşük güçte, üst sınıfta ise 2. 0 litrelik motorla desteklenen daha güçlü versiyonlar kullanılıyor.
Hyundai, Omoda-Jaecoo ve MG’nin çözümü
Hyundai’nin full hybrid yaklaşımı, diğerlerinden farklı olarak altı ileri otomatik şanzımanla birlikte çalışıyor. 1. 6 turbo benzinli motor ile elektrik ünitesi bir araya gelerek Santa Fe ve Tucson HEV modellerinde toplam 239 beygir güç üretiyor.
Yeni oyuncular da Avrupa pazarındaki rekabete katılıyor. Omoda-Jaecoo’nun SHS-H sistemi yaklaşık 225 beygirlik toplam güç sunarken, MG’nin Hybrid+ mimarisi üç vitesli yapısıyla performans odaklı bir hibrit yaklaşımı benimsiyor.
MG3 Hybrid+ ve MG ZS Hybrid+ modellerinde kullanılan bu sistem, markanın Avrupa’daki büyümesinde önemli bir rol oynadı. 197 beygirlik toplam güç ve yüksek tork değeriyle öne çıkan yapı, tam hibrit sınıfında daha dinamik bir sürüş arayanlara hitap ediyor.
Avrupa’da tam hibritlerin yükselişi, üreticilerin elektrikliye geçişte tek bir yol yerine farklı çözümler sunduğunu da gösteriyor. Şarj altyapısına bağımlı olmadan düşük tüketim sunan bu sistemler, önümüzdeki dönemde de pazardaki ağırlığını koruyacak gibi görünüyor.