Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Bankası ve Avrupa Birliği (AB) tarafından hazırlanan ortak rapora göre, Gazze Şeridi'nde yeniden inşa ve toparlanma sürecinin maliyeti 71,4 milyar dolara ulaştı. Raporda, 10 yıllık çalışmayı kapsayan bu maliyetin 26,3 milyar dolarlık kısmının, temel hizmetlerin yeniden sağlanması ve altyapının onarılması için ilk 18 ay içinde acilen finanse edilmesi gerektiği vurgulandı.
Toplam mali tablo, 35,2 milyar dolarlık doğrudan fiziksel hasar ile üretim faaliyetlerinin tamamen durmasından kaynaklanan 22,7 milyar dolarlık ekonomik ve sosyal kaybı içeriyor. En yüksek onarım ihtiyacı 16,2 milyar dolarla konut sektöründe ortaya çıkıyor; zira 371 binden fazla konut tamamen veya kısmen yıkılmış durumda. Bu rakam, Gazze'deki tüm binaların yüzde 81'inden fazlasına denk geliyor.
Ticaret ve sanayi alanında 8,8 milyar dolarlık kayıp yaşanırken, hastanelerin yarıdan fazlasının hizmet dışı kalması nedeniyle sağlık sektörü için 8,2 milyar dolar gerekiyor. Ulaşım altyapısının onarımı ise 4,4 milyar dolarlık bir fatura çıkarıyor.
Hizmet altyapısında tablo daha da ağır: Okul ve üniversitelerin yüzde 90'ı, su şebekesi ve arıtma tesislerinin yüzde 90'ı, elektrik şebekesinin ise yüzde 85'i kullanılamaz hale geldi. Bu yıkım, toparlanmanın ancak tüm yaşam altyapısının baştan inşasıyla mümkün olacağını gösteriyor.
Al Jazeera'ya konuşan Gazze'deki yeniden inşa uzmanı ve eski Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Müsteşarı Naci Sarhan, mevcut maliyetin, İsrail'in son yirmi yılda düzenlediği tüm savaşların ardından yapılan yeniden inşa harcamalarının toplamından yaklaşık 7 kat fazla olduğuna dikkat çekti. Sarhan, 2014'teki savaş sonrası en yüksek maliyetin 5 milyar dolar olduğunu hatırlatarak 'Gazze'deki yaşam unsurlarının yüzde 80'inden fazlası yok edildi' dedi.
Sarhan, İsrail'in 'toplu yıkım ve yaşanmaz ortam yaratarak nüfusu göçe zorlama' politikası izlediğini öne sürdü. Finansman konusunda ise uluslararası ve bölgesel çaba gerektiğini, özellikle Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin tarihsel yardım rollerinin kilit önem taşıdığını belirtti. İlk 18 ay için gereken 26 milyar doların, kardeş ülkelerin egemenlik bütçeleriyle kıyaslandığında aşırı yüksek olmadığını ifade etti.
Hukuki boyuta da değinen Sarhan, işgalci güç olarak İsrail'in bu yıkımın faturasını ödemekle yükümlü olduğunu, ancak uluslararası hukukta bağlayıcı mekanizmaların bulunmaması nedeniyle Tel Aviv'in bu sorumluluğa zorlanamadığını söyledi. Bu durumda yükün bağışçı ülkelere ve Barış Konseyi'ne düştüğünü, siyasi anlaşmalarda ilan edilen taahhütlerin bir an önce fiili fonlara dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı.
Uygulamanın önündeki en büyük engelin yerel uzmanlık değil, finansman yetersizliği ve inşaat malzemeleri ile ağır ekipmanın girişi için sınır kapılarının açılmaması olduğunu belirten Sarhan, kaynakların korunması ve verimli kullanılması için sıkı bir yönetim ve denetim yapısının şart olduğunu sözlerine ekledi.