ABD ve İsrail'in İran'a yönelik savaşının ardından Körfez ülkeleri güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirme arayışını hızlandırıyor. Analistler, İran saldırılarına maruz kalan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin belirsizlik ortamında Washington merkezli güvenlik mimarisinden uzaklaşma sinyali verdiğini belirtiyor.
Arab Gulf States Institute'ta yerleşik olmayan araştırmacı Anna Jacobs Khalaf, yeni güvenlik ortakları arayışının ABD'nin yerini alma hedefi taşımadığını vurguladı. "Suudi Arabistan gibi ülkeler için odak noktası bölgesel güç dengesi ve hem İran'ı hem de İsrail'i geri püskürtmek" diyen Jacobs Khalaf, Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır ve Pakistan'dan oluşan dörtlü grup gibi platformların kurulmasının ve ülkelerin kendi savunma kabiliyetlerini geliştirmesinin öne çıktığını ifade etti.
İran saldırıları risk algısını değiştirdi
28 Şubat'ta başlayan savaşta İran saldırıları, ABD askerlerinin bulunduğu üslerin yanı sıra bazı Körfez ülkelerinde havalimanları, enerji tesisleri ve oteller gibi sivil noktaları hedef aldı. Tahran ve Washington bu ayın başında savaşı sona erdiren bir mutabakat zaptı imzalasa da İran Devrim Muhafızları öncülüğündeki ordu, Bahreyn ve Kuveyt'teki hedeflere füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenledi.
Jacobs Khalaf, ABD ve İsrail'in İran'a saldırı kararı ile Tahran'ın Arap Yarımadası'na yönelik misillemesinin, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması da dahil olmak üzere KİK üyeleri için "benzeri görülmemiş bir güvenlik krizi" yarattığını söyledi. "İran savaşı, bazı Körfez ülkelerinin ABD'yi bir güvenlik garantörü olarak sorgulamasına yol açıyor" diye ekledi.
Quincy Institute for Responsible Statecraft'ta araştırma görevlisi Annelle Sheline da KİK ülkelerinin güvenlik ittifaklarını çeşitlendirmeye ve Çin, Türkiye ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye yöneleceğini belirtti. Sheline, ABD güçlerinin İran saldırılarını engellemede "güvenilmez" kalmakla kalmayıp, "aslında Körfez ülkelerindeki ABD askeri varlığının caydırıcılığın tam tersi bir etki yarattığını, bu üslerin hedef haline geldiğini" dile getirdi.
İran'la ekonomik bağlar güçleniyor
İran saldırılarına duyulan öfkeye rağmen Körfez ülkeleri Tahran'la güvenlik düzeyinde de dahil olmak üzere iletişim kanallarını açık tuttu. Bazı uzmanlar, yatırımların silahlardan daha etkili bir caydırıcılık sağlayabileceğini öne sürüyor. Sheline, Körfez ve İran ekonomik çıkarlarının iç içe geçmesi halinde Tahran'ın bölgeyi vurmadan önce iki kez düşüneceğini ifade etti.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, UnHerd'e verdiği mülakatta bu stratejiye işaret ederek, "Açık ara en şahin, en İsrail yanlısı KİK ülkesi olan Birleşik Arap Emirlikleri bile İranlılarla, Devrim Muhafızları da dahil olmak üzere, daha önce hiç gerçekleşmemiş görüşmeler yapıyor" dedi.
İsrail faktörü ve ABD'nin konumu
Birçok Körfez ülkesi İsrail'in yayılmacı politikalarını ve askeri kampanyalarını da tehdit olarak görüyor. İsrail geçen yıl, ABD destekli Gazze ateşkesi arabuluculuğu sırasında Hamas liderlerini hedef alarak Katar'ın başkenti Doha'yı bombalamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, Katar'a yönelik saldırılardan "hiç memnun olmadığını" söyleyerek onay vermediğini belirtmişti.
Sheline, ateşkes anlaşmasının İran'la kapsamlı bir uzlaşıya dönüşmesi halinde ABD'nin Orta Doğu'dan nihayet geri çekilebileceğini, ancak İsrail'in gerilimi canlı tutarak Washington'u yeniden çatışmalara çekebileceğini söyledi. "En büyük soru işareti İsrail" diyen Sheline, ABD'nin İsrail'e baskı yaparak Netanyahu hükümetinin anlaşmayı sabote etmesini engellemesi durumunda bölge ülkelerinin kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk alabileceğini ekledi.
Jacobs Khalaf ise "Birçok Körfez ülkesi İsrail'in bölgede giderek saldırganlaşan tutumundan büyük tehdit hissediyor" dedi ve İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze'de yol açtığı yıkımın, Filistin topraklarındaki işgali genişletmesinin, Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarının, İsrail'le ilişkilerini normalleştiren ülkeler de dahil olmak üzere tüm Körfez devletleri için tehdit oluşturduğunu ve kabul edilemez olduğunu vurguladı.