İran ile ABD arasında Katar ve Pakistan arabuluculuğunda Doha'da gerçekleşen dolaylı müzakereler, bir haftalık geçici askeri sükunet anlaşmasıyla sonuçlandı. El Cezire Araştırmalar Merkezi araştırmacısı Lika Mekki'ye göre varılan mutabakat, gelecek aşamaya dair somut bir yol haritası niteliği taşıyor.
Kısa vadeli sükunet iki ülkenin iç gündemiyle de örtüşüyor: ABD bağımsızlığının 250. Yılını kutlarken İran, hayatını kaybeden dini lideri Ali Hamaney için yas törenleri düzenliyor. Ancak bu geçici yumuşamanın yalnızca gerilimi kontrol altında tutmaya yönelik bir araç mı yoksa yeni bir tırmanışın habercisi mi olduğu sorusu gündemdeki yerini koruyor.
Mekki'nin aktardığına göre, ABD'nin özel temsilcileri Jared Kushner ve Steve Witkoff, Katarlı arabulucu aracılığıyla İran tarafına kritik mesajlar iletti. Bu mesajlarda Tahran'ın mutabakat zaptından elde edeceği nükleer başlık ve petrol satışı gibi kazanımların, Hürmüz Boğazı'ndan sağlayacağı faydanın çok ötesinde olacağı vurgulandı. Washington aynı zamanda Hürmüz'de yaşanacak herhangi bir ihlalin mutabakatı tamamen ortadan kaldırabileceği uyarısında bulundu.
Finansal düzenlemeye ilişkin ayrıntılara da değinen Mekki, mutabakatın İran'a 6 milyar dolar yerine 3 milyar doların serbest bırakılmasını öngördüğünü söyledi. Söz konusu meblağın kısıtlı banka hesapları üzerinden satın alma ve ödeme işlemlerinde kullanılacağı, nakit teslimat yapılmayacağı belirtiliyor. Bu formülün İran tarafından kabul edilebilir bulunduğu ve Tahran'ı yalnızca Amerikan pazarına bağımlı kılmadığı ifade ediliyor.
Bölgesel düzeyde ise Körfez ülkeleri, 60 günlük sürecin ardından Hürmüz Boğazı'na yönelik bir girişim üzerinde çalışmalara başlamış durumda. İran'ın mutabakat zaptı sayesinde bölge ülkeleriyle istişare yetkisi kazandığı ancak nihai karar hakkını saklı tuttuğu vurgulanıyor. Mekki'ye göre Hürmüz ve İsrail'in ihlallerinin sürdüğü Lübnan dosyaları, müzakerelerin devamını etkilemeyecek.
Katar Dışişleri Sözcüsü Macid el-Ensari de Witkoff ile Kushner'in Doha'da bulunduğunu ve arabulucularla ABD-İran mutabakat zaptının uygulanmasına yönelik müzakereleri ele aldığını duyurdu.
Öte yandan İran uzmanı Muhammed Salih Sadkıyan, hukuki engellere ve farklı pozisyonlara dikkat çekiyor. ABD yönetiminin, İran'la finansal işlemleri ve satışları yasaklayan Kongre kaynaklı kısıtlamalarla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Garib Abadi de 60 günlük sürenin henüz başlamadığını, uygun ortamın oluşmasının beklendiğini kaydetti. ABD medyası Başkan Donald Trump'ın süreyi 90 veya 200 güne uzatmaya sıcak baktığını yazarken, İranlı yetkililer ihtiyatlı ve temkinli bir tutum sergiliyor.
Orta Doğu politikaları uzmanı Mahcub ez-Züveyri, tarafların benimsediği "mevcut durumu koruma stratejisi"nin müzakere sürecini yavaşlattığını ve çatışmaya dönme riskini canlı tuttuğunu savunuyor. Ez-Züveyri'ye göre bu yapısal tereddüt şu noktalarda somutlaşıyor:
- ABD: Yaptırımları kaldırmak için somut adım atmakta ve Güney Lübnan'da ilerleme sağlanması için İsrail'e baskı yapmakta isteksiz davranıyor.
- İran: Hürmüz Boğazı'nın açılmasıyla ilgili kesin kararlar alma konusunda belirgin bir tereddüt gösteriyor.
Ez-Züveyri, taraflar arasındaki güven eksikliğinin 60 günlük süre sonrası için müzakereleri "kaplumbağa hızına" mahkum ettiğini ve mevcut durumu koruma stratejisinin süreci her an patlatabileceğini, ancak bunun mutlaka topyekün bir savaşa yol açmayacağını sözlerine ekledi.
ABD ile İran, 17 Haziran'da savaşı sona erdirmek amacıyla elektronik ortamda bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Bu zapt, 60 gün içinde nihai anlaşmaya varmak üzere ikinci aşama müzakerelerin önünü açmıştı.