İran savaşı, küresel gıda güvenliği açısından yeni bir tehdit başlığına dönüştü. Uzmanlar, krizin petrol fiyatlarının ötesine geçerek gübre tedarikini ve tarımsal üretimi etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün baş ekonomisti Máximo Torero Cullen, Hürmüz Boğazı’ndaki aksamanın dünya gıda güvenliği için kritik bir kırılma noktası haline geldiğini söyledi. İran’ın deniz koridorunu kapatmasından önce dünya deniz yoluyla taşınan gübre ticaretinin yaklaşık üçte birinin bu hat üzerinden geçtiği belirtiliyor.
Dünya Bankası, çatışmanın etkisiyle gübre fiyatlarının bu yıl ortalama yüzde 31 artabileceğini öngörüyor. Torero, tedarik zincirindeki bu sarsıntının tarımsal girdiler üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir şok yarattığını, bunun da gelecek yıla kadar küresel gıda üretimini etkileyebileceğini ifade etti.
Bu baskının sonuçları her ülkede aynı şekilde hissedilmeyecek. Gıda ve gübre ithalatına yüksek ölçüde bağımlı olan ülkelerin daha ağır etkilenmesi bekleniyor. Güney Asya, Doğu Afrika ve Orta Doğu’nun özellikle kırılgan bölgeler arasında yer aldığı değerlendiriliyor.
Birleşmiş Milletler analizine göre, tedarik zincirindeki orta düzeydeki aksaklıklar bile on milyonlarca insan için açlık ve yoksulluğun artması anlamına gelebilir. Eğer sorunlar gelecek yıla sarkarsa, küresel gıda tüketimi en az dört yıl boyunca baskı altında kalabilir.
Uzmanlar, kısa vadede çiftçilerin korunması ve gıda arzının desteklenmesi gerektiğini savunuyor. Torero, bununla birlikte daha uzun vadeli bir yapısal dönüşüm ihtiyacına da dikkat çekiyor. Bu dönüşümün fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılmasını da içermesi gerektiğini belirtiyor.
Fosil yakıt bağımlılığı tartışması
Oxford Üniversitesi Çevresel Değişim Enstitüsü’nde araştırma görevlisi Jasper Verschuur, sistemin kırılganlığının temel nedenlerinden birinin enerji fiyatlarına bağımlılık olduğunu söyledi. Verschuur, daha yerel üretim modelleri ile yenilenebilir enerjiyle üretilen "yeşil amonyak" yaklaşımının gelecekte daha dayanıklı bir tedarik zinciri kurmaya yardımcı olabileceğini dile getirdi.
Ancak bu altyapının kurulması yıllar alabilir ve ciddi finansman gerektirebilir. Gıda sisteminin yalnızca gübre üretiminde değil, ürünlerin dünyaya taşınmasında da fosil yakıtlara bağımlı olduğu vurgulanıyor. Daha yerel tedarik zincirleri ise gıda fiyatlarını enerji maliyetlerinden bir ölçüde ayırabilir.
İngiltere’deki Sussex Üniversitesi’nde uluslararası kalkınma ve uluslararası ilişkiler çalışan Benjamin Selwyn, gıda güvenliğinin yalnızca ürün ithal edebilmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda üretim kapasitesine de bağlı olduğunu söyledi. Selwyn, yerel gıda sistemlerinin çözümün önemli bir parçası olduğunu belirtti.
Selwyn ayrıca, agroekoloji olarak bilinen sürdürülebilir tarım yöntemlerinin de emtia fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı tampon oluşturabileceğini ifade etti. Bu yaklaşım; birden fazla ürünü birlikte yetiştirmeyi, gübre olarak hayvan gübresi kullanmayı, küçük ölçekli çiftçiliği ve dronlar gibi hassas tarım teknolojileriyle gübre ile pestisit ihtiyacını azaltmayı kapsıyor.
Bioyakıt uyarısı ve iklim baskısı
Uzmanlar, gıda ürünlerinin bioyakıt üretiminde kullanılmasının da gıda güvenliği açısından risk oluşturabileceği uyarısını yapıyor. Özellikle gübre şoklarının yaşandığı dönemlerde bu riskin arttığı belirtiliyor. Birleşmiş Milletler, hükümetleri arz sıkışıklığı sırasında gıda ile yakıt arasındaki rekabeti artıracak bioyakıt talebini büyütmemeleri konusunda uyardı.
World Resources Institute’ta ABD tarım politikaları yöneticisi Mike Badzmierowski, mısırın gübreye en çok ihtiyaç duyan ürünlerden biri olduğunu ve buna rağmen büyük ölçekte motorlarda kullanıldığını söyledi. Badzmierowski, gıda ürünlerinden bioyakıt üretiminden uzaklaşılması gerektiğini savundu.
Uzmanlara göre daha sürdürülebilir uyarlamalar yalnızca jeopolitik istikrarsızlığa değil, iklim değişikliğinin yarattığı baskıya da yanıt verebilir. Dünya Meteoroloji Örgütü, tropikal Pasifik’te oluşan olağanüstü güçlü El Niño koşullarının bu yıl aşırı hava olayları üzerinden ürün verimlerini etkileyebileceğini açıkladı.
Badzmierowski, en büyük riskin farklı şokların üst üste binmesi olduğunu söyledi. Uzmanlara göre enerji krizi, gübre arzındaki baskı ve aşırı hava olayları birlikte ele alındığında, küresel gıda sistemi daha savunmasız hale geliyor.