Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Işıksal, İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ndeki (GKRY) gayrimenkul alımlarını "sessiz işgal" olarak nitelendirdi. Işıksal, Anadolu Ajansı (AA) Analiz için kaleme aldığı yazıda, İsrail'in Doğu Akdeniz'deki stratejik hedeflerine dikkat çekti.
Stratejik Ortaklığın Temelleri
Prof. Dr. Işıksal, GKRY ile İsrail arasındaki ilişkilerin 2010'da imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması sonrası stratejik ortaklığa dönüştüğünü belirtti. Bunda, Doğu Akdeniz'de keşfedilen enerji kaynakları, İsrail'in Gazze'de uyguladığı soykırım sonrası Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerilim ve GKRY'nin ABD öncülüğünde şekillenen bölgesel güvenlik dinamikleri doğrultusunda İsrail'e bağımlı hale getirilmesinin etkili olduğunu ifade etti.
Bu bağımlılığın, GKRY'deki havalimanlarının Mossad'ın kontrolüne verilmesi, Rum tarafının İsrail'den aldığı silah ve savunma sistemleri, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) projeleri ve EuroAsia Interconnector deniz altı elektrik hattı gibi ortak projelerle pekiştirildiğini kaydeden Işıksal, Yunanistan, İsrail ve GKRY'nin Doğu Akdeniz'de Türk tarafına yönelik "hızlı tepki gücü" oluşturma planlarının bu ortaklığın ulaştığı uç noktayı gösterdiğini vurguladı.

Mülk Alımları ve 'Sessiz İşgal'
Ekonomik, askeri ve siyasi bağımlılığın İsrail vatandaşlarının GKRY'de özellikle sahil ve stratejik bölgelerde gayrimenkul alımlarını tetiklediğini belirten Işıksal, 7 Ekim'den sonra on binlerce Yahudi'nin GKRY'ye yerleştiğinin bilindiğini söyledi. Devlet mekanizmalarıyla koordineli yürütülen bu hamlenin, İsrail'in Doğu Akdeniz ticaret yolunu kontrol etme, Türkiye üzerindeki baskıyı artırarak çevreleme ve Kıbrıs Adası'ndaki gücünü artırma isteğiyle birlikte okunması gerektiğini ifade etti.
Işıksal, İsrail'in mülk ve altyapı sahipliğini artırarak enerji boru hatları ve liman projelerinde doğrudan söz sahibi olmayı amaçladığını belirtti. Ayrıca, İsrail'in bu ittifakla öncelikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) tanınma ve görünürlüğünü engellemeyi, Kıbrıs Türk halkının doğal kaynaklar üzerindeki haklarını hiçe saymayı, ardından federal bir çözüme tam destek vererek merkezi hükümete kalacak rezervler üzerinde mutlak hakimiyet kurmayı hedeflediğini kaydetti.
Kıbrıs'ı Lojistik Üs Yapma Planı
İsrail'in bir diğer amacının da Kıbrıs Adası'nı lojistik üs ve jeopolitik arka bahçeye dönüştürerek stratejik derinlik oluşturmak olduğunu belirten Işıksal, böylece İsrail'in Orta Doğu ve diğer bölgelerdeki askeri operasyonlarında Kıbrıs'ı sığınak, ikmal, tahliye ve istihbarat faaliyetleri için kullanmayı planladığını ifade etti.
İsrail'in KKTC'nin bazı stratejik bölgelerinde inşaat ve marina gibi alanlara yayılmasının Kıbrıs Türk halkı arasında rahatsızlık yarattığını ve alınan tedbirlerle bu sürecin bir ölçüde engellendiğini hatırlatan Işıksal, bu durumun İsrail vatandaşlarının yeni durağının Güney Kıbrıs olmasında rol oynadığını söyledi.
Rum Tarafının Tepkisi
Rum liderliğinin İsrail'in "gizli işgali" karşısında sessiz kaldığını belirten Işıksal, özgür basının ve ana muhalefet partisi AKEL'in sert söylemlerinin dikkat çektiğini aktardı. Rum gazetelerinde "İsrailliler, Kıbrıs'ı arka bahçe olarak kullanıyor", "Kıbrıs vadedilmiş topraklar gibi" manşetleri atıldığını, AKEL'in ise "egemenliğin İsrail'e devredildiği" söylemiyle GKRY lideri Nikos Hristodulidis'in İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya "ne borçlu olduğunu" sorguladığını ifade etti.
İsraillilerin artan gayrimenkul alımlarıyla konut fiyatlarının yükseldiğine ve Rum vatandaşlarının konut ediniminin zorlaştığına dair tartışmaların yanı sıra, İsrail'in Güney Kıbrıs'ı Avrupa Birliği (AB) içinde stratejik üs olarak konumlandırmaya çalıştığı yönündeki değerlendirmeler ile şirket satın almaları ve vatandaşlık uygulamalarındaki şeffaflık tartışmalarının da basında sıkça yer bulduğunu kaydetti.
Tehlikeli İttifak ve Sonuç
Rum tarafının artık kanıksanmış devlet politikası haline gelen Türk düşmanlığı ve "düşmanımın düşmanı dostumdur" anlayışının "kutsal olmayan" ve oldukça tehlikeli bir Rum-Yahudi ittifakı yarattığını vurgulayan Işıksal, bu tehlikenin sadece Türk tarafını değil Rum halkını da tehdit ettiğini belirtti.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Ada'yı ziyareti sonrası oluşturulan "müzakerelerin başlayacağı" algısının İsrail hükümetini daha da motive ettiğini ifade eden Işıksal, İsrail'in yoğun mülk alımının sadece ticari yolları kontrol etmek ve lojistik üs oluşturmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda Türkiye'nin "Mavi Vatan" doktrininin ve KKTC'nin ortadan kaldırılması için stratejik, diplomatik ve askeri bir baskı unsuru olarak kullanılmasını hedeflediğini söyledi.
Işıksal, İsrail'in Doğu Akdeniz'deki etkinliğini kalıcı kılacak mülk satın alma stratejisinin, Kıbrıs meselesinin sadece iki toplum arasında olmadığını, küresel ve bölgesel hegemonya savaşının kritik bir kesişme noktası olduğunu gösterdiğini belirtti. Bu nedenle Türkiye'nin garantörlüğüyle KKTC'nin ilelebet yaşaması gerektiğini vurguladı.