Afyonkarahisar’ın Şuhut ilçesindeki Dipsiz yaylası, beş kardeş ve ailelerinin Yörük geleneklerini sürdürdüğü yaşam alanı olarak öne çıkıyor. Kardeşler yaz aylarını koyun sürülerini otlatarak, hayvanlarla ilgilenerek ve toprağı işleyip ürünlerini hasat ederek geçiriyor.
Aile, kendi ürettiği ürünlerle sofralarını hazırlıyor. Günlük yaşamda yerel ağızlarını, kendilerine özgü iletişim biçimlerini ve iş bölümüne dayalı dayanışmalarını koruyor.
Geleneksel kıyafetler ve halk oyunları
Yörük kültürü, ailenin yalnızca yayladaki çalışma düzeniyle sınırlı kalmıyor. Kardeşlerin uzun saçları ve bıyıkları dikkat çekerken, günlük işlerde sade kıyafetler; sosyal yaşamda ise geniş paçalı pantolonlar, geniş yakalı gömlekler ve yelekler tercih ediliyor.
Kardeşler ayrıca yerel ezgiler eşliğinde oynanan halk oyunlarını sürdürüyor. Bu oyunları, geçmişten devraldıkları geleneklerin bir parçası olarak yaşatıyorlar.
Atalardan kalan toprakta yaşam
Beş kardeşin en büyüğü olan 46 yaşındaki İsmail, kardeşi İlyas ile gününü yaylada geçiriyor. Diğer üç kardeş ise kentteki işlerini tamamladıktan sonra akşam saatlerinde yaylaya katılıyor.
Ailenin yaşadığı bölgenin yaklaşık 200 dönümlük kısmı, geçmişte toprağı öküzlerle süren atalarından kalan bir mirasa dayanıyor. Zaman içinde kardeşler arasında paylaşılan arazinin tamamı bugün ailenin mülkiyetinde bulunmuyor.
İsmail, atalarından kalan toprakları yaşam alanı olarak kullandıklarını ve geçmişten devraldıkları tohumlarla üretim yaptıklarını ifade ediyor. Doğa koşullarının zorluğuna rağmen bu hayatı kendi tercihleriyle sürdürdüklerini belirtiyor.
Geçen mayısta yağan kar nedeniyle koyun çadırlarının yıkıldığını anlatan İsmail, yaşadıkları zorlukları bu yaşamın bir parçası olarak gördüklerini söylüyor. Koyun yetiştiriciliğinin ve üretimin sürmesi için çalışmaya devam edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Ziyaretçilerde geçmiş özlemi oluşturuyor
Kardeşler, yayladaki günlük yaşamlarından kesitleri sosyal medya üzerinden paylaşırken bu hayat tarzı Türkiye’den ve yurt dışından ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Bazı ziyaretçiler, yaylada kendi çocukluklarında babaları ve amcalarıyla geçirdikleri kırsal günleri hatırlıyor.
İsmail, geçmişte koyun, kuzu ve keçi güden ziyaretçilerin yayladaki yaşamı görünce duygulandığını, bu buluşmalar sırasında zaman zaman birlikte ağlayıp güldüklerini anlatıyor.
Yörük mirası yeni kuşaklara aktarılıyor
Yörük adı, tarihsel olarak özellikle Anadolu’da göçebe yaşamla ilişkilendirilen Türk toplulukları için kullanılıyor. Bu yaşam biçimi tarım ve hayvancılığın yanı sıra aile bağlarının ve kuşaktan kuşağa aktarılan geleneklerin korunmasıyla da ilişkilendiriliyor.
43 yaşındaki İlyas, ailenin geleneklerini yeni kuşaklara aktarmaya çalıştığını söylüyor. Çocuklara ve yeğenlere aile büyüklerinin isimlerinin verilmesi, onların geleneksel anlayışla yetiştirilmesi ve kültürel bağların korunması bu çabanın parçaları arasında yer alıyor.
İlyas, Yörük olmanın dışarıdan göründüğü kadar kolay olmadığını, kültürü ve yaşam biçimini korumak için zorluklara katlandıklarını belirtiyor. Kente haftada bir kez gittiğini, dağlardaki özgür ve doğal yaşama dönmek istediğini ifade ediyor.
Aile, kentlerde yaşayanlara saygı duyduğunu belirtirken çocukların dağlarda özgürce oynamasına ve aile bireylerinin daha sakin bir hayat sürmesine önem veriyor. Mevsimsel yaylacılık ve hayvancılık, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde halen sürdürülen köklü yaşam biçimleri arasında bulunuyor.