İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ABD'ye gerçekleştirdiği son ziyaret, İran'a yönelik askeri seçenekler ve Türkiye'nin bölgesel etkisi etrafında şekillendi. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Selim Han Yeniacun'un AA Analiz için kaleme aldığı makaleye göre, 28 Temmuz 2026'daki görüşme, Netanyahu'nun Trump yönetimi üzerindeki etkisinin sınırlarını bir kez daha ortaya koydu.
Ziyaretlerin Kronolojisi
Netanyahu, Trump'ın ikinci başkanlık döneminin başlamasıyla birlikte yoğun bir diplomatik trafik yürüttü. Şubat 2025'te Trump, Filistinlilerin başka ülkelere yerleştirilmesini ve Gazze'nin "Orta Doğu'nun Rivierası"na dönüştürülmesini öngören planını açıkladı. Nisan 2025'teki görüşmede Netanyahu İran'a askeri müdahale için destek ararken Trump, Tahran'la doğrudan müzakerelere başlanacağını duyurdu.
Temmuz 2025'te Gazze'de ateşkes, İsrailli esirler ve 12 günlük İran Savaşı'nın sonuçları ele alındı. Eylül 2025'te Trump'ın 20 maddelik Gazze planı, Aralık 2025'te ise Hamas'ın silahsızlandırılması ve İran'ın yeniden hedef alınması ihtimali masadaydı. Şubat 2026'da Trump, Netanyahu'nun itirazlarına rağmen İran'la diplomasi seçeneğini sürdürme kararlılığını gösterdi.
28 Temmuz Görüşmesi: İran ve Türkiye
Yaklaşık 90 dakika süren ve basına kapalı gerçekleştirilen son görüşmenin merkezinde İran vardı. Tahran'la diplomatik anlaşma, ekonomik ve askeri baskının artırılması ya da kapsamlı yeni saldırılar olmak üzere üç seçenek değerlendirildi. Netanyahu askeri seçeneği öne çıkarırken Trump, İran Savaşı'nın enerji fiyatları, Hürmüz Boğazı ve yaklaşan ara seçimler üzerindeki maliyetine odaklandı.
Trump'ın görüşme öncesinde İsrail'den sızdırılan istihbarat bilgilerine tepki göstermesi ve Netanyahu'nun kendisini İran Savaşı'nın içinde tutmaya çalıştığını söylemesi, iki lider arasındaki güven sorununu gözler önüne serdi.
Türkiye ise F-35'ler ve Suriye üzerinden gündeme geldi. Netanyahu, Trump'a bir harita sunarak Türkiye'nin Suriye'nin yaklaşık yüzde 5'inde, İsrail'in ise yalnızca yüzde 0,1'inde askeri varlık bulundurduğunu iddia etti. Ancak bu kıyaslama, Türkiye'nin varlığının Suriye yönetimiyle işbirliğine dayandığı, İsrail'in ise işgal niteliği taşıdığı gerçeğini göz ardı etti. Netanyahu ayrıca Türkiye'yi "Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden kurmaya çalışmakla" suçladı.
Türkiye'nin Artan Bölgesel Ağırlığı
Analize göre, Türkiye'nin Washington nezdinde kazandığı ağırlık yalnızca Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki kişisel ilişkiye indirgenemez. Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında arabuluculuk yapabilen, Suriye'nin yeni siyasi düzeninde etkili olan, Gazze müzakerelerinde rol üstlenen ve İran krizinde gerilimi sınırlandırmaya çalışan bir aktör haline geldi. NATO'nun ikinci büyük ordusuna, gelişen savunma sanayisine ve stratejik konuma sahip olması, Türkiye'yi ABD için vazgeçilmez bir ortak konumuna taşıdı.
Ekonomik ilişkiler de bu yakınlaşmayı destekledi. ABD ile Türkiye arasındaki mal ticareti 2025'te 36,8 milyar dolara ulaşırken, ABD'nin Türkiye'ye ihracatı yüzde 32,7 arttı.
Netanyahu'nun Türkiye Karşıtı Söylemi
Netanyahu hükümeti, Türkiye'nin artan etkisini iç siyasette bir tehdit söylemine dönüştürmeye çalıştı. İsrail Başbakanı, Amerikan televizyonlarında Türkiye'ye F-35 verilmesinin İsrail'in hava üstünlüğünü bozacağını öne sürdü. İsrail basınının bir bölümü bu söylemi desteklerken Haaretz gibi yayınlar, Netanyahu'nun Türkiye'yi yaklaşan seçimler öncesinde dış düşman olarak konumlandırdığını yazdı. Israel Hayom'daki yorumlarda ise Trump'ın Erdoğan'ı "dost ve müttefik" olarak görmeye devam ettiği belirtildi.
ABD'de İsrail'e Destek Azalıyor
Netanyahu'nun Washington ziyaretleri, ABD-İsrail ittifakının sona erdiği anlamına gelmese de İsrail'in Amerikan dış politikasındaki ağırlığının değiştiğini gösteriyor. Gazze'deki yıkım, İran Savaşı'nın maliyeti ve Netanyahu'nun Cumhuriyetçi Parti eksenli siyaseti, İsrail'e yönelik iki partili desteği zayıflattı. Haziran 2026'da yapılan bir ankette Amerikalı seçmenlerin yüzde 48'i Washington'ın İsrail'e gereğinden fazla destek verdiğini düşündü.
Sonuç olarak, 28 Temmuz görüşmesinde Netanyahu'nun Trump üzerindeki etkisini yeniden tahkim ettiğini söylemek güç. İsrail halen ABD için önemli bir güvenlik ortağı olsa da bu ortaklık, Netanyahu'ya Türkiye üzerinde sınırsız bir veto yetkisi vermiyor.