Paraguay, 16 yıl sonra Dünya Kupası sahnesine geri dönerken yalnızca turnuvaya katılan bir takım değil, yeniden ciddiye alınması gereken bir rakip olarak öne çıkıyor. Gustavo Alfaro’nun gelişiyle birlikte takımın mücadele gücü, özgüveni ve sahadaki dayanıklılığı yeniden belirginleşti.
ABD ile Pennsylvania’da oynanan ve 2-1 biten hazırlık maçı, bu değişimin erken işaretlerinden biri olarak görüldü. Sert geçen karşılaşma, iki takım arasında fiziksel temasın ve kazanma hırsının yüksek olduğunu gösterdi; Paraguay cephesi de bu maçı, yaklaşan büyük turnuva öncesi önemli bir sınav olarak değerlendirdi.
Alfaro döneminde kimlik yenilendi
Arjantinli teknik direktör Gustavo Alfaro, göreve geldikten sonra Paraguay’ın uzun süredir özlediği savaşçı kimliği yeniden öne çıkardı. Takım, özellikle rakibe baskı uygulama, ikinci topları kazanma ve maç temposunu bırakmama konusunda dikkat çeken bir görüntü verdi.
Paraguay, Alfaro yönetimindeki ilk dokuz Dünya Kupası eleme maçında yenilgi almadı. Bu süreçte Brezilya’yı 1-0, Arjantin’i ise 2-1 mağlup etmesi, takımın sadece dirençli değil, aynı zamanda büyük rakiplere karşı da sonuç alabilen bir yapıya büründüğünü gösterdi.
Alfaro’nun Güney Amerika futbolunun en etkili konuşmacılarından biri olarak kabul edilmesi, oyuncular üzerindeki etkiyi de artırdı. Takım, yeni teknik adamla birlikte yeniden bir hedef etrafında toplandı ve Paraguay futbolunun eski sertliğini modern oyuncu profiliyle birleştirmeye başladı.
Paraguay’ın eski gücü yeniden hatırlanıyor
Paraguay, 1998, 2002, 2006 ve 2010 Dünya Kupaları’na üst üste katılarak kıtanın güçlü ekiplerinden biri olmuştu. 2010’da Güney Afrika’da çeyrek finale kadar yükselen kadro, ülke futbolunun hafızasında özel bir yer edindi.
O dönemin önemli isimlerinden biri olan Gerardo Martino, Paraguay’ın başarısını güçlü takım uyumu ve yarışmacı ruhla açıklıyor. Martino’ya göre aynı süreci birebir tekrar etmek mümkün değil, çünkü kadrolar değişiyor ve futbolcuların karakteri de farklılaşıyor.
Bu uzun aranın ardından Paraguay, son yıllardaki düşüşlü eleme dönemini geride bırakmış görünse de geri dönüş kolay olmadı. 2014 eleme sürecinde son sırada kalan ekip, 2018’de yedinci, 2022’de ise sekizinci olmuştu. Guillermo Barros Schelotto ve ardından Daniel Garnero dönemleri de beklenen istikrarı getirmedi.
Federasyonun Alfaro tercihinin amacı, tam da bu kopuşu tersine çevirmekti. Costa Rica görevinden ayrılarak Paraguay’ın başına geçen deneyimli çalıştırıcı, kısa sürede takımın ruhunu değiştiren isim haline geldi.
Genç yetenekler ve deneyimli omurga
Paraguay kadrosu artık yalnızca mücadele gücüyle tanımlanmıyor. Gustavo Gómez ve Omar Alderete gibi isimler savunmada deneyim sağlarken, daha teknik ve genç oyuncular da takımın hücum potansiyelini yükseltiyor.
Miguel Almirón, bu kuşağın önceki jenerasyondan farklı olduğunu vurguluyor. Almirón’a göre Paraguay, çalışkanlık geleneğini korurken teknik kalite bakımından da daha renkli bir yapıya kavuştu.
Takımın dikkat çeken isimlerinden Julio Enciso ise sakatlık nedeniyle soru işareti taşıyor. Enciso, Nikaragua karşısında alınan 4-0’lık galibiyet sırasında hamstring sakatlığı yaşadı ve oyuna devam edemedi. Bu durum, Paraguay’ın turnuva öncesi en önemli eksiklerinden biri olarak görülüyor.
Almirón, Dünya Kupası sonrası taraftarların hatırlayacağı oyuncu olarak Diego Gómez’i işaret ediyor. Brighton’da oynayan orta saha oyuncusu, Paraguay’ın yeni kuşağının sembol isimlerinden biri olarak öne çıkıyor.
ABD maçında ortaya çıkan sert tempo, Alfaro’nun kurduğu yapı ve eleme grubundaki güçlü sonuçlar bir araya geldiğinde Paraguay, turnuvada hafife alınmayacak bir takım görüntüsü veriyor. 2010’un mirası artık sadece nostaljik bir anı değil; yeniden canlandırılmak istenen bir futbol karakteri olarak sahaya taşınıyor.