Türk edebiyatına mal olmuş şair ve yazarlar, akademisyen, eleştirmen ve edebiyatçıların değerlendirmeleriyle yeniden incelendi. Anadolu Ajansının "Yedi İklim Dört Köşede Türkçenin Serüveni" başlıklı dosya haberinde, Yunus Emre'den Orhan Kemal'e kadar pek çok usta isim, dil ve edebiyattaki izleriyle ele alındı.
Yunus Emre
Medeniyet Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Murat, Yunus Emre'nin şiirindeki basitlik ve sadeliğin iki temel özelliğe dayandığını belirtti. Murat, "Sehl-i mümteni, imkansız olan demektir. Yunus'ta imkansız gibi görünen kolaylıkla dile gelir. Bu anlamda söz konusu iki husustan birisi yalınlıktır. Yalınlık, onun döneminde yaşayan, kitabi olmayan bir Türkçenin bütün imkanlarıyla kullanılması ile ortaya çıkan bir anlaşılırlığı anlatmaktadır. " dedi. Yunus'un sade bir dile sahip olduğunu ifade eden Murat, "O, 14. Yüzyılın başında yazdı ama ben yazdıklarını bugün anlıyorum. " diyerek sözlerini tamamladı.
Karacaoğlan
Fırat Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ebru Şenocak, Karacaoğlan'ın Türkçenin imkanlarını kullanarak dilin gelişimine katkıda bulunduğunu söyledi. Şenocak, "Karacaoğlan, sevgilinin güzelliğini ve aşkını Türkçenin ifade zenginliği ile anlatırken, yerine göre bölge ağzını ve Türkçeleşmiş Türkçeyi de ihmal etmemiştir. " dedi. Ayrıca halk şairlerinin unutulmaya yüz tutmuş kelimeleri günümüze taşıdığını belirtti.
Niyazi Mısri
Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Tatçı, Niyazi Mısri'nin "doğuştan hüzünlü" bir mizaca sahip olduğunu dile getirdi. Tatçı, Mısri için "Doğduğu ev, tabiri caizse, 'beytü'l hazan' (hüzün evi) gibidir. Onun gönül dünyası da bir hüzün evidir. " diyerek, şairin içindeki yangının aşkının peşinden giden Malatya'nın gönül çocuğu olduğunu ifade etti.
Nasrettin Hoca
Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Tokel, Nasrettin Hoca ve benzeri bilgelerin, geniş kitlelerin duygu ve düşüncelerinin tercümanı olmaya devam ettiğini söyledi. Tokel, "Onlar, insanların derin duygularının, hayallerinin, sevgi ve nefretlerinin, beklenti ve arzularının tercümanı olmuştur, olmaya da devam etmektedir. Nasrettin Hoca ve benzeri büyük bilgeler, asırlar boyunca gönüllerde ve dillerde taşınır. " dedi.
Mehmet Akif Ersoy
Şair ve yazar Celal Fedai, Mehmet Akif Ersoy'un poetik ve politik açıdan yoğun bir faaliyet içinde olduğunu belirtti. Fedai, "Akif'in Abdülhamid'e muhalefeti, dönemindekilerden farklı nedenlere dayanıyor. İttihat ve Terakki'ye yakınlığı da öyledir. Onun meselesi, milletin varlığının yaşanan zamanda ne olacağıdır. Bu uğurda Berlin'e gidiyor, Hicaz yoluna koyuluyor. Çanakkale Savaşı'nı en yakınındakiler bile onun kadar derinden duymamıştır. " ifadelerini kullandı. Akif'in mizacının içli olduğunu ancak milletinin maruz kaldığı şartların onu politik bir tutum içinde olmaya zorladığını vurguladı.
Nazım Hikmet
Şair ve yazar Ali Ayçil, Nazım Hikmet'i, Türkçenin dünyanın dönüşümünü anlama becerisinin başarılı bir atağı olarak değerlendirdi. Ayçil, "Nasıl ki İkinci Yeni şiirini, Türkçenin yeni zamanları sezmesinin başarılı bir atağı olarak görüyorsak, Nazım Hikmet şiirini de dilimizin dünyanın dönüşümünü anlama ve yorumlama becerisinin başarılı bir atağı olarak değerlendirebiliriz. Bu bağlamda bir Yesevi-Yunus-Nazım çizgisinden bahsedilebilir. " dedi.
Necip Fazıl Kısakürek
Yazar Ahmet Demirhan, Necip Fazıl Kısakürek'in şiirinin Türk edebiyatında metafizik şiir kategorisinde değerlendirildiğini ancak bu tanımlamanın tartışmalı olduğunu belirtti. Demirhan, "Metafizik şiir, örtük bir biçimde siyasi bir iddiayı kapsar ancak mefhumu muhalifiyle pozitivist bir çağda geriden gelen bir dünya görüşünün temsilcisi olarak sunulur. Bence söz konusu siyasi iddia için en az pozitivizm kadar anlamsızdır. " yorumunu yaptı.
Kemal Tahir
Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı, Kemal Tahir'in daralan siyasal ve düşünsel odakların dışında konumlandığını ifade etti. Kayalı, "Tahir, solu Batılılaşma'nın bir kolu olarak görmüş ve bir sistem dahilinde düşündüğünü söylemiştir. Batılılaşma ve yerlilik konusunu belli unsurlara indirgemeden, geniş bir perspektifle ele almıştır. " dedi.
Sait Faik Abasıyanık
Yazar Cemal Şakar, Sait Faik'in okuma anlayışına dikkat çekerek, onun "yüzünden okuma"ya karşı olduğunu söyledi. Şakar, Abasıyanık'ın "Kafalarımız bunlara borçlanmadıkça bizi de gelecek bir başka nesil inkar edecektir. " sözünü hatırlatarak, "Okudukları, insanı değiştirmeli. İnsan, dünyaya başka bir gözle bakabilmelidir. O, böyle bir temas olmadıkça gelecek nesillere kalmanın mümkün olmadığını düşünür. " dedi.
Orhan Kemal
Yazar Abdullah Harmancı, Orhan Kemal'i "bir Türkçe virtüözü" olarak nitelendirdi. Harmancı, "Orhan Kemal, halkı tanıyordu dersek ayıp olur. Zaten halktan biriydi. Muazzam bir hayat bilgisine sahipti. Realizm ve natüralizm alanındaki dünya edebiyatını takip etti ve bizim yerli hayatımızı bu anlatım içinde sundu. " ifadelerini kullandı.
Yahya Kemal
Yazar Beşir Ayvazoğlu, Yahya Kemal'in İstanbul'la bütünleşmiş bir şair olduğunu vurguladı. Ayvazoğlu, "Bugüne kadar hiçbir şair, İstanbul'u onun kadar hissetmiş ve sevmiş değildir. İstanbul'da yaşarken bile İstanbul hasreti çeken Yahya Kemal, bütün Türk kültürünün, zevkinin, estetiğinin İstanbul'da özetlendiğini düşünüyordu. " dedi.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Narlı, Tanpınar'ın edebi dilinin "özgür ve entelektüel" bir anlama sahip olduğunu belirtti. Narlı, "Onun dili geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki çatışmayı ve anlam arayışlarının yükünü taşıyan bir dildir. Bu yüzden kompleksizdir. Serazat olması, zaman zaman gramerin sınırlarını sarsması da bu yüzdendir. " dedi.