ABD’de birçok üniversite, bütçe kesintileri devam ederken yapay zeka şirketleriyle milyonlarca dolarlık anlaşmalar yapıyor. Bu tercihler, kampüslerde teknolojik dönüşüm kadar, eğitim bütçesinin nereye harcandığı sorusunu da öne çıkarıyor.
California State Üniversitesi, ciddi bütçe kısıtlamalarına gitmesine rağmen bir yapay zeka şirketiyle yaptığı chatbot anlaşmasını daha yüksek maliyetlerle yeniledi. Üniversitenin bu adımı, milyonlarca dolarlık yeni bir yük anlamına geldi.
Yapay zeka şirketleri açısından bu anlaşmalar, teknolojilerinin yükseköğretimde geniş ölçekte kullanılabildiğini gösteren önemli bir vitrin işlevi görüyor. Üniversiteler ise bu tür iş birliklerini çoğu zaman prestij unsuru olarak değerlendiriyor.
Ancak okul içinden yükselen rahatsızlık, bütçelerin doğrudan eğitim faaliyetlerinden kısılıp bu alanlara aktarılmasıyla derinleşiyor. Eleştirilerin merkezinde, öğrenciler ve çalışanlar için ayrılması beklenen kaynakların idari teknolojilere yönelmesi yer alıyor.
Yapay zekanın yalnızca idari işlerde değil, eğitim ve ölçme-değerlendirme süreçlerinde de kullanılması daha büyük riskleri gündeme taşıyor. Cambridge Üniversitesi’nin yürüttüğü bir araştırma, gelişmiş yapay zeka sistemlerinin öğrenci ödevlerini ve makalelerini puanlarken hatalı sonuçlar verdiğini ortaya koydu.
Araştırmada, sistemlerin akademik içeriğin niteliğinden çok metnin uzunluğu ve cümle yapısının karmaşıklığı gibi dilsel özelliklere fazla duyarlı davrandığı belirlendi. Bu nedenle güçlü çalışmaların düşük, zayıf çalışmaların ise yüksek puan alabildiği görüldü.
Uzmanlar, sınav ve değerlendirme süreçlerinin yalnızca not vermekten ibaret olmadığını, öğrencinin emeğini görmek ve eğitimde güven ilişkisini korumak için insani muhakemenin gerekli olduğunu vurguluyor. Mezuniyet töreninden sınav değerlendirmesine uzanan örnekler, yapay zekanın üniversitelerde nasıl ve ne ölçüde kullanılacağı tartışmasını daha da büyütüyor.