Global Energy Monitor araştırma analisti Christine Shearer’ın Anadolu Ajansı için kaleme aldığı değerlendirmeye göre Türkiye’nin enerji sistemi son 10 yılda rüzgar ve güneş enerjisinin hızla büyüdüğü, yeni kömür santrali planlarının ise büyük ölçüde rafa kaldırıldığı bir dönüşüm geçirdi. Rüzgar ve güneş enerjisi, ülkenin kurulu elektrik üretim kapasitesinin yaklaşık üçte birini oluşturuyor.
Kömür planlarının çoğu rafa kalktı
Türkiye'nin 2014'teki 54,5 gigavatlık kömür santrali proje portföyü, Çin ve Hindistan'ın ardından dünyadaki en büyük üçüncü portföydü. Bu projelerin neredeyse tamamı iptal edildi veya askıya alındı.
Geriye az sayıda kömür projesi kaldı. Bunlar arasında itiraz süreci devam eden Afşin-Elbistan santrali genişletmesi ile Çanakkale'deki Cenal santraline yeni ünite eklenmesi planı bulunuyor.

Yakıt ithalatında 21,5 milyar dolarlık karşılık
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının hesaplamasına göre rüzgar ve güneş enerjisindeki artış, 2015-2025 döneminde fosil yakıt ithalatı eşdeğeri 21,5 milyar dolarlık bir tutarın ülke içinde kalmasını sağladı. Rüzgar ve güneş, yeni elektrik üretim yatırımları arasında maliyet açısından en rekabetçi seçenekler olurken, planlanan yeni elektrik kaynakları içinde de en hızlı büyüyen grubu oluşturuyor.
Türkiye, yenilenebilir enerjiyle bağlantılı planlanan batarya depolama kapasitesi bakımından da önde gelen ülkeler arasında yer alıyor. Depolama maliyetlerindeki düşüş, yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriğin sisteme daha kolay ve düşük maliyetle dahil edilmesine katkı sağlıyor.
Hükümet, rüzgar ve güneş enerjisinin toplam kurulu gücünü 2035'e kadar üç katına çıkararak 120 gigavata ulaştırmayı planlıyor. Türkiye ayrıca COP31 kapsamında elektriğin 2035'te küresel enerji talebinin yüzde 35'ini karşılaması çağrısında bulundu.
Yerli kömürün verimlilik sorunu
Yerli kömür, ithal yakıtlara bağımlılığı azaltması nedeniyle enerji güvenliğinin araçlarından biri olarak görülüyor. Ancak Türkiye'nin kömür kaynaklarının yüzde 93'ünü düşük kaliteli linyit ve asfaltit oluşturuyor. Bu kaynaklar aynı miktarda enerji üretmek için daha fazla kömür yakılmasını ve daha yüksek kirlilik oluşmasını gerektiriyor.
Yerli kömür santrallerinin elektrik üretimindeki kullanılabilirliği de sınırlı kalıyor. 10,4 gigavatlık yerli kömür kapasitesinin herhangi bir zamanda yaklaşık yarısının üretim yapabildiği, bu santrallerdeki devre dışı kalma süresinin ithal kömür kullanan santrallerin beş katına çıktığı belirtildi.
Yerli kömür bazı bölgelerde istihdam açısından önemini korurken, temiz enerji yatırımlarının Afşin-Elbistan bölgesinde tek başına binlerce yeni iş oluşturabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle temiz enerji dönüşümünde çalışanların ve kömür bölgelerindeki toplulukların desteklenmesi önem taşıyor.
Avrupa pazarındaki düzenlemeler baskıyı artırıyor
Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, ocak ayında yürürlüğe girdi. Düzenleme demir ve çelik, alüminyum, çimento ve elektrik dahil ithal ürünlerin bünyesindeki emisyonlara karbon maliyeti getiriyor.
Türkiye, 2026'nın başında mekanizma kapsamındaki ithalatın önde gelen kaynakları arasında yer aldı. Bu durum, sanayinin ve elektrik sisteminin karbon yoğunluğunu azaltmayı Türkiye'nin Avrupa'yla ticari rekabet gücü açısından daha önemli hale getiriyor.
Elektrik kullanımından kaynaklanan dolaylı emisyonların da hesaba katılması ihtimali, Türkiye'nin enerji dönüşümünü yalnızca iklim hedefleriyle değil, Avrupa pazarındaki sanayi rekabetiyle de bağlantılı hale getiriyor.
Yenilenebilir kapasite için genişleme alanı
Türkiye, rüzgar ve güneş enerjisinin potansiyelini artırarak ithal yakıt maliyetlerinde daha fazla düşüş sağlayabilir. Ulaşım, ısınma ve sanayide elektrik kullanımının artması halinde, ilave elektrik talebinin yenilenebilir kaynaklardan karşılanması enerji güvenliği kazanımlarını elektrik sektörünün dışına taşıyabilir.

Türkiye'nin bulunduğu bölgede kullanılmamış rüzgar ve güneş potansiyelinin yüksek olduğu belirtiliyor. Küresel enerji piyasalarında İran'la savaşın yol açtığı son kesintiler de kömür dahil yakıt fiyatlarındaki artışlardan daha az etkilenen rüzgar ve güneş enerjisinin enerji güvenliği açısından avantajını gündeme taşıdı.
Shearer, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacağı dönemde yenilenebilir enerjideki bu ivmeyi sürdürme fırsatına sahip olduğunu vurguladı.