Cumhurbaşkanı Erdoğan'a atfedilen ifadelerde, Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi üyeliğe almak istemediği görüşü dile getirilirken Türkiye'nin üyelik kapısını kapatmadığı belirtildi. Erdoğan'a atfedilen sözlerde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmayı sürdürdüğü ve üyelik gerçekleşirse bunun memnuniyetle karşılanacağı, gerçekleşmezse de Türkiye'nin yoluna devam edeceği ifade edildi. Sözlerin hangi tarihte ve hangi bağlamda söylendiği ise doğrulanmış resmi kayıtla ortaya konulmadı.

Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerindeki kurumsal çerçeve, üyelik hedefinin resmen sona ermediğini gösteriyor. Türkiye, Aralık 1999'dan bu yana Avrupa Birliği aday ülkesi konumunda bulunuyor. Katılım müzakereleri ise 3 Ekim 2005'te başladı.
Ancak müzakere süreci uzun süredir ilerlemiyor. Avrupa Birliği Konseyi'nin değerlendirmesine göre katılım müzakereleri Haziran 2018'den beri fiilen durma noktasında ve yeni fasılların açılması ya da mevcut fasılların kapatılması öngörülmüyor. Son katılım konferansı 30 Haziran 2016'da yapıldı ve bu toplantıda Mali ve Bütçesel Hükümler başlığı olan 33. Fasıl açıldı.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki müzakerelerde toplam 16 fasıl açıldı; bunlardan yalnızca biri geçici olarak kapatıldı. Avrupa Birliği'nin resmi değerlendirmelerinde hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, temel haklar ve demokratik standartlar konusunda ciddi kaygıların sürdüğü belirtiliyor. Kıbrıs'la bağlantılı yükümlülükler ve Ek Protokol'ün uygulanması da 2006'dan itibaren bazı fasılların açılmasını ve yeni fasılların geçici olarak kapatılmasını sınırlayan başlıklar arasında yer aldı.
Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşme arayışı daha eski bir sürece dayanıyor. Türkiye, 1987'de dönemin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na tam üyelik başvurusunda bulundu. 1999'da adaylık statüsünün verilmesinin ardından 2005'te müzakereler başladı; ancak sonraki yıllarda üyelik sürecindeki siyasi ve kurumsal anlaşmazlıklar ilerlemeyi sınırladı.
Üyelik müzakerelerindeki durağanlığa rağmen Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler tamamen kesilmiş değil. Göç, ticaret, güvenlik, iklim, kamu sağlığı ve bölgesel meselelerde iş birliği kanalları devam ediyor. Avrupa Birliği, Türkiye'yi önemli bir ortak olarak tanımlarken bu iş birliğini üyelik müzakerelerinden ayrı, aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir bir çerçevede sürdürüyor.
Bu tablo, Türkiye'nin üyelik hedefinden resmen vazgeçmediği, ancak müzakerelerin mevcut durumda ilerlemediği bir ilişki biçimine işaret ediyor. Erdoğan'a atfedilen sözler de doğrulanmış yeni bir politika değişikliğinden çok, üyelik hedefinin korunduğu ve sürecin siyasi gerçekliğinin düşük beklentiyle değerlendirildiği bir söylem olarak okunabilir; bu değerlendirme yorum niteliğindedir.