Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Karadeniz’e etkilerini ve Türkiye’nin bölgedeki rolünü değerlendirdi.
İsmayıl’a göre Karadeniz’deki mücadele artık yalnızca Rusya ve Ukrayna’nın deniz kuvvetleri arasındaki çatışma olarak ele alınamaz. Ticari gemiler, limanlar, enerji tesisleri ve deniz taşımacılığı üzerindeki risklerin artması, savaşın ekonomik ve jeopolitik etkilerini bölge sınırlarının ötesine taşıyor.
Ticari deniz taşımacılığı üzerindeki risk artıyor
Değerlendirmede, Ukrayna’nın Rusya’nın Karadeniz Filosu, enerji altyapısı ve deniz yoluyla yürütülen lojistik faaliyetlerini zayıflatmaya çalıştığı; Rusya’nın ise Ukrayna limanlarını, tahıl terminallerini ve deniz yoluyla ihracat kapasitesini hedef aldığı ifade edildi.
İsmayıl, ticari gemilere yönelik olayların aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Bazı olaylarda gemilerin doğrudan hedef alındığı iddiaları gündeme gelirken bazı gelişmelerin limanlara veya çevredeki askeri ve ekonomik altyapıya yönelik saldırılarla bağlantılı olabileceğini kaydetti.
Karadeniz’in tahıl, enerji, hammadde ve ticaret yollarının kesiştiği stratejik bir ekonomik alan olduğuna dikkat çeken İsmayıl, güvenlik krizlerinin sigorta maliyetlerini ve navlun fiyatlarını artırabileceğini, deniz rotalarını değiştirebileceğini ve tedarik zincirlerini etkileyebileceğini değerlendirdi.
İsmayıl ayrıca insansız deniz araçları, uzun menzilli füzeler ve gelişmiş gözetleme teknolojilerinin kullanıldığı savaş ortamında, askeri hedeflerle ticari faaliyetler arasındaki sınırın bulanıklaşabileceğini belirtti.
Güvenli koridor için çok taraflı model önerisi
Karadeniz’de güvenli bir deniz koridoru oluşturulması fikrinin yeniden önem kazandığını belirten İsmayıl, Türkiye’nin tek başına askeri güvenlik sağlayıcısı olmasının gerçekçi olmadığını savundu. Böyle bir rolün Türkiye’yi savaşın fiili taraflarından biri haline getirme riski taşıyabileceğini ifade etti.
İsmayıl, Türkiye’nin öncülüğünde Rusya, Ukrayna ve Birleşmiş Milletler’in dahil olduğu çok taraflı bir mekanizmanın daha uygulanabilir olacağını öne sürdü. 2022’de Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in girişimleriyle oluşturulan Karadeniz Tahıl Girişimi ile İstanbul’daki Ortak Koordinasyon Merkezi’nin, tarafların sınırlı da olsa ortak bir deniz mekanizması üzerinde anlaşabileceğini gösterdiğini belirtti.
Önerilen yeni modelin karşılıklı saldırmazlık taahhüdüne dayanması, güzergahların önceden belirlenmesi ve ticari gemi hareketlerinin ortak bir sistem üzerinden izlenmesi gerektiği ifade edildi. Mayın ve deniz güvenliği konusunda teknik koordinasyon sağlanması ve olası ihlalleri tespit edecek uluslararası bir denetim mekanizması kurulması da öneriler arasında yer aldı.
Türkiye’nin diplomatik rolü
İsmayıl, Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna ile aynı anda iletişim kurabilen az sayıdaki aktörden biri olduğunu belirtti. Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedeniyle İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerindeki sorumluluğun da Türkiye’ye Karadeniz güvenliği bakımından stratejik ağırlık kazandırdığını değerlendirdi.
Bu çerçevede Türkiye’nin rolünün koridorun askeri garantörü olarak değil, Karadeniz’de yeni bir güvenlik mimarisinin diplomatik mimarı olarak tanımlanmasının daha doğru olacağını savundu.
İsmayıl’a göre güvenli koridorun oluşturulabilmesi için Moskova ve Kiev’in, mekanizmanın kendi aleyhlerine kullanılmayacağına ikna olması gerekiyor. Bu nedenle kurulacak sistemin taraflardan birinin diğerine güvenmesine değil, hiçbir tarafın mekanizmayı kendi askeri amaçları doğrultusunda istismar edememesine dayanması gerektiğini belirtti.
İsmayıl, Birleşmiş Milletler’in denetimi, Türkiye’nin kolaylaştırıcılığı ve tarafların karşılıklı taahhütlerinin tamamlayıcı bir yapı oluşturabileceğini ifade etti. Karadeniz’deki deniz güvenliği krizinin enerji, gıda, ticaret ve ulaştırma güvenliğini aynı anda etkileyebileceğini belirterek, Türkiye açısından önceliğin taraflardan birinin yanında yer almak değil, bölgeyi yeniden öngörülebilir ve güvenli bir ticaret alanına dönüştürebilecek diplomatik zemini kurmak olduğunu kaydetti.