ABD/İsrail-İran savaşı, petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatlarının önemli bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki kesintilerle birlikte, enerji ithalatına bağımlı Avrupa ve Asya ülkelerinde arz güvenliği politikalarını yeniden gündeme taşıdı. Fosil yakıt ithalatına dayalı ekonomilerin jeopolitik risklere karşı kırılganlığı, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve yerli üretimin artırılması tartışmalarını güçlendirdi.
Doğal gazın megavatsaat fiyatı savaş öncesi dönem olarak verilen 27 Şubat’ta 31,96 avrodan işlem görürken 11 Eylül’de 80,82 avroya çıkarak en yüksek seviyeye ulaştı. Brent petrolün varil fiyatı 27 Şubat’ta 76,3 dolar seviyesindeyken 30 Nisan’da 126,41 dolara yükseldi. Batı Teksas türü ham petrol 7 Nisan’da 117,63 doları gördü; 11 Eylül’de Brent 105,62 dolar, WTI ise 100,87 dolar seviyesinde işlem gördü.
Avrupa’da enerji dönüşümü hızlanıyor
Avrupa, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında doğal gaz tedarikinde yaşadığı şokun ardından Orta Doğu’daki çatışmanın petrol ve gaz piyasaları üzerindeki baskısıyla enerji güvenliğinde yeni bir dönemle karşı karşıya kaldı. Enerji ithalatına bağımlılığı azaltmaya yönelik politikalar, elektrifikasyon, enerji depolama, şebeke yatırımları ve yenilenebilir kaynaklar etrafında yeniden şekilleniyor.
Avrupa Yatırım Bankası, temiz enerji dönüşümünün enerji ithalatına bağımlılığı azaltarak ekonominin küresel enerji şoklarına karşı dayanıklılığını artırdığını belirtti. Avrupa’da yılın ilk yarısında 8,8 gigavat yeni rüzgar enerjisi kapasitesi devreye alındı. WindEurope verilerine göre bu kapasite, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 33 arttı.
Yeni kapasite artışında Almanya’daki kurulumlar ile deniz üstü rüzgar projelerinin şebekeye bağlanması etkili oldu. Almanya’da yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik tüketimindeki payı yılın ilk yarısında yüzde 58’e ulaşarak rekor kırdı.
İngiltere’de rüzgardan elektrik üretimi yılın ilk çeyreğinde yıllık bazda yüzde 31 arttı ve rüzgar santrallerinin elektrik üretimindeki payı yüzde 42’ye yükseldi. Rüzgar üretimindeki artış, elektrik şirketlerinin gaz santrallerini daha az kullanmasına imkan sağladı.
Yükselen enerji fiyatları, tüketicileri elektrik faturalarını düşürmenin yanı sıra piyasa dalgalanmalarından korunmak amacıyla kendi elektriğini üretmeye yöneltti. Özellikle çatı tipi güneş enerjisi, büyük ölçekli santrallere göre daha kısa sürede kurulabilmesi ve tüketim noktalarında üretim sağlaması nedeniyle enerji krizlerinde öne çıkan seçeneklerden biri haline geldi.
Asya’da depolama kapasitesi artırılıyor
Asya ülkelerinde enerji ithalatına yüksek bağımlılık, arz güvenliğini güçlendirme ve kaynakları çeşitlendirme politikalarını öne çıkardı. Güneş ve rüzgar enerjisinin yanı sıra bu kaynaklardan üretilen elektriğin sisteme aktarılabilmesi için depolama yatırımlarının artırılması hedefleniyor.
Hindistan Yeni ve Yenilenebilir Enerji Bakanlığı, yenilenebilir kaynakların elektrik sistemine daha fazla entegre edilmesi amacıyla depolama yatırımlarını artırıyor. Bakanlık, 2032’ye kadar ülkenin enerji depolama ihtiyacının 411,4 gigavatsaat seviyesine ulaşacağını öngörüyor. Hindistan Merkezi Elektrik Kurumu da güneş enerjisi projeleriyle depolama sistemlerinin birlikte kurulmasını tavsiye ediyor.
Güney Kore, yenilenebilir enerji kapasitesini artırırken elektrik şebekesini güçlendirmeye odaklanıyor. Ülke, 2030’a kadar 100 gigavat yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşmayı ve artan üretimin sisteme entegre edilmesi için şebeke altyapısını geliştirmeyi hedefliyor.
Filipinler Enerji Bakanlığı, 2035’e kadar 25 gigavatlık ek yenilenebilir enerji kapasitesi oluşturmayı planlıyor. Ülkenin Elektrik Enerjisi Gelişim Planı’nda yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payının 2030’da yüzde 35’e, 2040’ta yüzde 50’ye çıkarılması öngörülüyor. Bu yıl yenilenebilir enerji ve depolama projelerinden toplam 1471 megavatlık kapasitenin şebekeye dahil edilmesi planlanıyor.
Tayland’da doğal gaza yüksek bağımlılık, güneş ve diğer yenilenebilir kaynakların geliştirilmesini enerji çeşitlendirmesi açısından önemli hale getiriyor. Çin’de ise enerji güvenliği ile yeni enerji sisteminin geliştirilmesi birlikte ele alınırken güneş ve rüzgar enerjisi, depolama ve elektrik şebekelerine yönelik yatırımlar dönüşümün temel unsurları arasında gösteriliyor.
Avrupa ve Asya’daki politikalar, yenilenebilir enerji yatırımlarının yalnızca emisyon azaltımı ve iklim hedefleriyle değil, enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve fiyat dalgalanmalarına karşı dayanıklılığın artırılmasıyla da ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor.