İsrail’in 2000 yılında Lübnan’dan çekilmesine öncülük eden eski Başbakan Ehud Barak, İsrail ordusunun Güney Lübnan’da yeniden uzun süreli bir çıkmaza sürüklenmemesi gerektiğini söyledi. Barak, mevcut askeri baskının güvenlik gerekçelerini anladığını ancak kalıcı işgalin yeni bir hata olacağını savundu.
Barak, Tel Aviv’deki evinde yaptığı değerlendirmede, Lübnan’daki askeri varlığın yıllar önce sona ermesi gerektiğini düşündüğünü anlattı. Ona göre 2000’de alınan karar, yıllar süren ve İsrail içinde derin tartışma yaratan bir askerî varlığı bitirmişti.
2000’deki çekilme yeniden gündemde
Barak, o dönemde İsrail askerlerinin Lübnan’daki güvenlik bölgesinden çıkarılmasının nedeninin bugün daha net görüldüğünü söyledi. Güney Lübnan’da kalmanın "akılcı bir gerekçesi olmayan uzamış bir trajedi" olduğunu ifade etti.
Bugün ise İsrail ordusu, 26 yıl sonra yeniden Güney Lübnan’da büyük bir askeri varlık bulunduruyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu gücün kuzey İsrail’e yönelik Hizbullah ateşini durdurmak için bölgede bulunduğunu söylüyor.
Netanyahu, kabinesine yaptığı açıklamada İsrail topraklarına ateş açılmasına izin vermeyeceklerini ve Hizbullah’a çok sert darbeler vurduklarını söyledi. İsrail tarafı, son günlerdeki çatışmaların yoğunlaştığını ve Hizbullah’ın geri çekilme sürecine girdiğini ileri sürüyor.
İsrail, Lübnan ve İran hattında gerilim
Haberde yer alan bilgilere göre Hizbullah saldırıları mart ayının başında başladı. Grup, bunu İran’a destek amacıyla yaptığını duyurdu; İran ise İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını gerekçe göstererek pazar ve pazartesi günleri İsrail’e balistik füze attı.
İsrail de buna hava saldırılarıyla karşılık verdi. Böylece Lübnan ve İran cepheleri, resmi ateşkes ilan edilmesine rağmen son günlerde birbirine bağlı biçimde tırmanan bir çatışma alanına dönüştü.
ABD Başkanı Donald Trump’ın da Netanyahu’ya Lübnan’daki saldırıları durdurması ya da en azından kapsamını azaltması yönünde mesaj verdiği belirtiliyor. Trump’ın bu talebi, İran’la bir anlaşma zemini aranmasını zorlaştıran başlıklar arasında görülüyor.
Barak: Kısa operasyon siyasi süreçle desteklenmeli
Barak, İsrail’in Hizbullah saldırılarını durdurma ihtiyacını kabul etmekle birlikte, ordunun uzun süre bölgede kalmasının doğru olmayacağını söyledi. Ona göre Hizbullah’ı tamamen yenmek için bütün Lübnan’ı ele geçirmek gerekir ve bu da uygulanabilir bir seçenek değildir.
Eski başbakan, sınırlı bir askerî operasyonun Lübnan hükümeti ve diğer taraflarla koordine edilen bir siyasi süreçle birlikte yürütülmesi gerektiğini savundu. Aksi halde sahadaki askeri kazanımların kalıcı bir çözüme dönüşmeyeceğini belirtti.
İsrailli ve Lübnanlı heyetlerin geçen hafta Washington’da bir araya geldiği ve nisan ayındaki ateşkesin yenilenmesini duyurduğu da aktarıldı. Ancak yeni düzenlemenin sahada tutunma işareti vermediği ifade ediliyor.
İran cephesi ise Lübnan ve İran’da aynı anda ateşkes sağlanmadan ABD ile herhangi bir anlaşmaya yanaşmayacağını söylüyor. Bu durum, bölgedeki diplomatik denklemi daha da karmaşık hale getiriyor.
İsrail içinde eski tartışma yeniden canlandı
Barak’ın 26 yıl önceki çekilme kararı, İsrail dışında geniş destek görmüş, ülke içinde ise sert tartışmalara yol açmıştı. Bir kesim bu adımı İsrail’i çıkmaza sürükleyen bir askeri yükten kurtulma hamlesi olarak desteklerken, şahin kanat çekilmenin Hizbullah’ı güçlendireceğini savunmuştu.
Barak, o dönemde ordu içinde de çekilmeye ciddi direnç olduğunu hatırlattı. Kendi kararının doğru olduğuna inandığını ve bunu yıllardır savunduğunu söyledi.
Bugün de İsrail kamuoyunda Lübnan’daki askeri varlığa destek güçlü görünüyor. Ancak İsrailli gazeteci ve eski savaş gazisi Haim Har-Zahav, ordunun yeniden Lübnan’a girmesini eleştirerek siyasi ve askerî liderlerin bu varlığın amacını halka anlatmakta zorlandığını yazdı.
Har-Zahav, kızının da zorunlu askerlik kapsamında orduya katıldığını hatırlatarak yeni kuşağın da aynı belirsizlik içinde savaşmaya sürüklendiğini savundu. Ona göre Güney Lübnan’daki işgal, İsrail’in güvenliğine katkı sunmayan bir akıl hatası.
Çatışmanın sahadaki maliyeti büyüyor
Haberde, İsrail ordusunun bu kez Lübnan içinde yaklaşık 15 mil derinlikte bir noktada bulunduğu ve bölgede 30’a yakın asker kaybettiği belirtiliyor. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz ise ordunun Güney Lübnan’da kalacağını söyledi.
Hizbullah, son yıllarda aldığı darbelerle zayıflamış olsa da savaşma kapasitesini koruyor. Grup, Washington’daki görüşmelere dahil edilmediğini ve varılan düzenlemenin kendileri açısından teslimiyet anlamına geldiğini savunuyor.
Hizbullah lideri Naim Kassem de anlaşmayı "saçma, aşağılayıcı ve hakaret içeren" bir metin olarak niteledi. Taraflar arasındaki söz düellosu, ateşkes tartışmalarının sahadaki çatışmayı hemen durdurmadığını gösteriyor.
Öte yandan İsrail ordusu Gazze’de de geniş alanlarda operasyonlarını sürdürüyor, Batı Şeria’da Filistinlilerle sık sık çatışıyor ve geçen yıl ele geçirdiği Suriye topraklarını elinde tutuyor. İsrail’in ABD ile İran savaşında da yakın askerî koordinasyon yürüttüğü aktarılıyor.
Barak’a göre modern çatışmalarda uzun süreli askerî varlık, koşullar hızla değiştiği için her zaman risk taşıyor. Hizbullah’ın yıllar içinde mayın düzeneklerinden fiber optik kontrollü dronlara kadar yeni yöntemler geliştirdiğini hatırlatan Barak, sahadaki üstünlüğün kalıcı olmadığını vurguladı.
Son çatışma turunda Hizbullah’ın kullandığı fiber optik dronların İsrail için önemli bir tehdit oluşturduğu, bu silahlarla bazı İsrailli askerlerin öldürüldüğü bildiriliyor. Barak ise bazı İsrailli liderlerin Lübnan’ın bir bölümünü süresiz elde tutmayı hayal ettiğini, bunun ise tamamen gerçek dışı olduğunu söyledi.
Haberde ayrıca Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre son çatışmalarda 3 bin 600’den fazla kişinin öldüğü, bir milyondan fazla kişinin de evlerinden kaçmak zorunda kaldığı bilgisi yer alıyor. Barak, savaşın sona ermesinin ardından Birleşmiş Milletler’in İsrail’in Lübnan’dan çekilmesini talep edeceğini düşünüyor.
Eski başbakan, savaş nedeniyle yerinden edilen insanların geri dönüş görüntülerinin açıklanması en zor tablo olacağını belirtti. Ona göre bu kez de çözüm, askeri kalış süresini uzatmakta değil, siyasi bir çıkış yolu bulmakta yatıyor.