ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran ile yaşanan kırk günlük savaşın ardından Basra Körfezi'ndeki üslerinin bir kısmını bölge dışına taşıma seçeneğini masaya yatırdı. İsrail merkezli Jerusalem Post gazetesinin haberine göre henüz bir çalışma senaryosu aşamasında olan bu değerlendirme, stratejik açıdan yalnızca askeri bir yer değiştirmenin ötesinde mesajlar taşıyor.
Körfez'deki askeri mimari sarsılıyor
Washington yıllardır Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki hava, deniz ve lojistik üsler ağı aracılığıyla Batı Asya'ya güç projeksiyonu yapıyordu. Bu güvenlik mimarisi, söz konusu üslerin görece korunaklı olduğu ve bir çatışma halinde ABD'nin altyapısının zarar görmeyeceği varsayımına dayanıyordu.
İran'ın füze ve drone kabiliyeti denklemi değiştirdi
Ancak son savaş bu varsayımı ciddi biçimde sarstı. ABD üslerinin önemli bir bölümü ilk kez doğrudan füze ve drone saldırılarına maruz kaldı. Verilen hasarın boyutundan bağımsız olarak asıl kritik gelişme, İran'ın bölgenin geniş bir coğrafyasındaki ABD altyapısını hedef alabildiğini göstermesi oldu. Kısa mesafenin operasyonel avantaj olmaktan çıkıp stratejik bir kırılganlığa dönüştüğü görüldü.
Hasar raporları tartışmayı alevlendirdi
Washington hasar ayrıntılarını sınırlı tutmaya çalışsa da uydu görüntüleri, medya haberleri ve düşünce kuruluşlarının analizleri, üslerin kırılganlığını güvenlik çevrelerinin ana gündem maddesi haline getirdi. Artık asıl soru üslerin vurulup vurulamayacağı değil, ABD'nin bu kırılganlığın maliyetini nasıl düşüreceği noktasında toplanıyor.
Üslerin taşınması caydırıcılığın değiştiğine işaret
Jerusalem Post'un raporu, lojistik bir karardan çok Washington'un güvenlik hesaplamalarında köklü bir revizyona gidildiğini yansıtıyor. Üslerin taşınması ya da yeniden düzenlenmesi, önceki askeri konuşlanmanın artık yeni güvenlik ortamına uymadığının zımni kabulü anlamına geliyor. Bir askeri güç, güçlerini ve ekipmanını tehdit bölgesinden uzaklaştırmak zorunda kaldığında, caydırıcılık koşullarında bir dönüşümü de kabul etmiş oluyor.
Stratejik maliyetler ve esneklik kaybı
Caydırıcılık yalnızca savaşın çıkmasını önlemek değildir. Karşı tarafı davranış değiştirmeye, askeri konuşlanmasını yeniden düzenlemeye veya operasyonel maliyetlerini artırmaya zorlamak da caydırıcılığın göstergelerindendir. Eğer ABD, altyapısının bir bölümünü daha uzak bölgelere taşımak zorunda kalırsa bu, müdahale süresinin uzaması, ikmal zincirinin karmaşıklaşması, lojistik maliyetlerin yükselmesi ve operasyonel esnekliğin azalması sonucunu doğurur. Başka bir deyişle İran, yeni bir çatışmaya gerek kalmadan ABD'ye stratejik maliyetler yüklemeyi başarmış görünüyor.
Ev sahibi ülkeler de etkilenecek
Olası bir üs transferi yalnızca ABD'yi ilgilendirmiyor. Bu üslere ev sahipliği yapan ülkeler de bölgesel güvenlik düzenlemelerinin geleceğine dair yeni sorularla karşı karşıya kalacak. ABD askeri varlığı bugüne kadar bu ülkelerin güvenliğini garantileyen temel unsurlardan biri olarak görüldü. Varlığın niteliği değişir veya yoğunluğu azaltılırsa, bölgesel aktörlerin kendi güvenlik hesaplarını yeniden yapmak zorunda kalması kaçınılmaz.
Görünmeyen itiraf
Üslerin taşınması Washington'un bölgeden çekildiği anlamına gelmiyor. ABD'nin Batı Asya'da hâlâ kapsamlı stratejik çıkarları var ve askeri varlığını tamamen sonlandırması beklenmiyor. Ancak kritik fark şu: ABD daha önce üslerini nasıl kullanacağına kendisi karar verirken, bugün herhangi bir operasyonel adımdan önce o üslerin kırılganlığını hesap etmek zorunda. Coğrafi bir yer değiştirme gibi görünen bu dönüşüm, gerçekte bölgedeki caydırıcılık ortamının dönüştüğünü gösteriyor.
Sonuç olarak, üslerin taşınması senaryosu tam anlamıyla hayata geçmese bile, böyle bir seçeneğin masada olması bile önemli bir mesaj taşıyor: Kırk günlük savaş yalnızca geçici bir askeri çatışma olmadı, ABD'nin güvenlik hesaplarını da etkiledi. ABD gibi bir gücün üslerinin konumunu yeniden düşünmek zorunda kalması, caydırıcılık denklemlerinin geçmişe kıyasla farklılaştığını gösteriyor. Bu açıdan Jerusalem Post'un raporunun stratejik değeri, üs transferi haberinde değil, İran'ın füze ve drone kabiliyetlerinin artık ABD'nin askeri konuşlanma tasarımında belirleyici değişkenlerden biri haline geldiğinin zımnen kabul edilmesinde yatıyor.