Federal İletişim Komisyonu’nda Demokrat kanadın tek üyesi olan Anna M. Gomez, kurumun özellikle Brendan Carr başkanlığındaki çizgisinin ifade özgürlüğüne zarar verdiğini savundu. Gomez’in görev süresi 30 Haziran’da doluyor. Komisyonun normalde beş üyeden oluşması gerekirken şu anda yalnızca üç üyesi bulunuyor; iki üyenin geçen yıl istifa ettiği, boş koltuklar için ise Trump yönetiminin henüz atama yapmadığı aktarıldı. Gomez, FCC’nin kendisine göre belirli sesleri susturmaya çalıştığını ve kurumun First Amendment’e aykırı biçimde kullanıldığını söyledi. Ona göre mesele, yalnızca idari bir tartışma değil; basın, yayıncılar ve izleyicilerin neyi görüp neyi duyacağına dair daha geniş bir güç mücadelesi. Disney cephesi ise diğer medya şirketlerinden farklı olarak FCC’nin son taleplerine karşı hukuki mücadeleye hazırlanıyor. Bu tutum, şirketin geri adım atmayı değil, karşı koymayı tercih ettiği şeklinde yorumlandı. Gomez, Disney’in bu kez boyun eğmediğini ve anayasal haklarını savunma yoluna gittiğini belirtti. Tartışmanın merkezinde, Texas’taki bir Disney kanalına ilişkin FCC şikâyeti yer alıyor. Gomez’in anlatımına göre, söz konusu kanalda The View programı yayımlandı ve programda Texas Demokrat Senato adayı James Talarico da yer aldı. FCC’nin aynı içerik nedeniyle diğer ABC iştiraklerine değil, Disney’e ait olmayan yerel yayıncılara başvurduğu ve ardından bu başvuruları, Disney’e ait istasyon hakkında soruşturma başlatmak için dayanak haline getirdiği ileri sürüldü. Gomez, bunun kurgu bir dosya gibi yaratıldığını, diğer yayıncılarla koordinasyon kurularak Disney’e ait istasyonun istisnai hedef haline getirildiğini söyledi. Bu yaklaşımı "tuzak" olarak nitelendiren Gomez, FCC’nin yayıncıların görüşleri nedeniyle misilleme yaptığını savundu. Gomez’e göre bu baskı hukuken de savunulamaz. Komisyonun, yayıncıların, ekibin ve basının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürdü. Sansürün açık biçimde yasaklandığını hatırlatan Gomez, yaşananları doğrudan sansür ve bir tür zorbalık olarak tanımladı. Söyleşide Disney’in daha önce ABC ile George Stephanopoulos röportajı nedeniyle açılan davayı uzlaşmayla sonuçlandırdığı da hatırlatıldı. Gomez, bu adımın şirketi korumadığını, aksine yeni müdahalelerin önünü açtığını savundu. Ona göre geri adım atmak koruma sağlamıyor; yalnızca zaman kazandırıyor. Gomez ayrıca bu sürecin yalnızca Disney’le sınırlı olmadığını, yönetimin medya üzerinde baskı kurmak için elindeki tüm araçları kullandığını söyledi. Sosyal medya platformları, büyük gazeteler, üniversiteler, hukuk büroları ve yayıncılar için de benzer baskı sinyali verildiğini öne sürdü. FCC, Federal Ticaret Komisyonu ve başka kurumlar üzerinden yürütülen bu baskının amacının şirketleri yıpratmak ve uzlaşmaya zorlamak olduğu iddiasını dile getirdi. Gomez’in değerlendirmesine göre asıl hedef, davaların sonuca ulaşması değil, sürecin kendisi. Uzun ve maliyetli soruşturmalar ile hukuki mücadelelerin şirketleri yıprattığını, bazı ana şirketlerin bu yüzden uzlaşmayı tercih ettiğini söyledi. Ancak Disney’in bu kez geri çekilmemesi halinde FCC’nin mahkemede kaybedeceğini de savundu. Gomez, bu tablonun yalnızca bir yayın lisansı tartışması olmadığını, medya dünyasının tamamına gönderilmiş bir uyarı niteliği taşıdığını ifade etti. Ona göre mesaj açık: Yönetimi eleştiren herkes, ister büyük bir gazete ister bir üniversite olsun, benzer baskılarla karşı karşıya kalabilir.