Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması’nın İran, İsrail veya başka bir ülkeye karşı oluşturulmuş bir ittifak olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, anlaşmayı daha güvenli, barışçıl ve refah içinde bir gelecek kurma sorumluluğunun ifadesi olarak tanımladı.
Erdoğan, anlaşmanın Birleşmiş Milletler Şartı’nın meşru müdafaa hakkını düzenleyen 51. Maddesine dayandığını belirtti. Buna göre üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırı, tüm taraflara yönelmiş saldırı kabul edilecek.
Anlaşma kapsamında verilecek karşılığın, saldırıya uğrayan ülkenin talebi ve ihtiyaçlarına göre belirleneceğini kaydeden Erdoğan; istihbarat, lojistik ve mühimmat desteğinin yanı sıra tehdidin boyutuna göre daha kapsamlı askeri desteğin de gündeme gelebileceğini ifade etti. Uygulama biçiminin siyasi ve askeri mekanizmalar aracılığıyla belirleneceğini aktardı.
Erdoğan, Irak, Yemen veya başka bir yerde yaşanabilecek her olay için şimdiden otomatik bir askeri senaryo yazılmasının doğru olmayacağını söyledi. Türkiye’nin bölgesel güvenliği güçlendirmeyi, caydırıcılık kapasitesini artırmayı ve kalıcı istikrarı desteklemeyi hedeflediğini belirtti.
Anlaşma Mekke’de imzalandı
Mekke Savunma Anlaşması, 7 Ağustos’ta Mekke’de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı. Anlaşmanın bölgesel ve uluslararası güvenlik, barış ve istikrarı güçlendirmesi, ayrıca artan istikrarsızlık karşısında ortak caydırıcılığı artırması hedefleniyor.

Erdoğan’dan diplomasi vurgusu
Erdoğan, dünyanın ciddi çalkantılar yaşadığını; Türkiye’nin kuzeyinde Rusya-Ukrayna savaşının, güneyinde ve doğusunda ise farklı çatışmaların sürdüğünü söyledi. Bu gelişmelerin bölgenin güvenliğini, ekonomisini ve istikrarını doğrudan etkilediğini belirten Erdoğan, böyle dönemlerde diplomasinin alanını daraltmak yerine genişletmenin uluslararası toplumun ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki önceliğinin çatışmaların daha geniş bir coğrafyaya yayılmasını önlemek, diyalog kanallarını açık tutmak ve tarafların yeniden müzakere masasına dönmesine katkı sağlamak olduğunu kaydeden Erdoğan, Türkiye’nin çatışan taraflarla iletişim kurabildiğini ve barış için girişimlerde bulunabildiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler reformu çağrısı
Erdoğan, dünyadaki güç merkezlerinin değiştiğini ve yeni güç odaklarının yükselmesiyle daha fazla ülkenin küresel karar alma mekanizmalarında hak ettiği yeri talep ettiğini belirtti. Birleşmiş Milletler’in bu değişimin gerisinde kalmaması gerektiğini söyleyen Erdoğan, Güvenlik Konseyi’nin daha temsili, etkili ve hesap verebilir bir yapıya kavuşturulmasını istedi.
Uluslararası sistemde reform yapılmasının artık ertelenemeyeceğini ifade eden Erdoğan, Genel Kurul’un iradesinin karar alma süreçlerine daha güçlü yansıdığı ve sorumlulukların daha adil dağıtıldığı bir düzen çağrısında bulundu.

ABD-İran gerilimi için müzakere mesajı
Erdoğan, İran ile ABD arasındaki gerilimi tırmandıracak adımlardan kaçınılması ve tarafların müzakere masasında buluşturulması gerektiğini söyledi. Kalıcı bir çözümün ancak bu yolla sağlanabileceğini belirten Erdoğan, ABD’nin Türkiye’nin NATO’daki müttefiki, İran’ın ise komşusu olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin İranlı muhataplarıyla iletişim kanallarının açık olduğunu kaydeden Erdoğan, bu imkanın gerilimi düşürmek için kullanıldığını söyledi. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin enerji arzını ve küresel ticareti doğrudan etkilediğini belirten Erdoğan, önceliğin çatışmanın yayılmasını önlemek, ticaret yollarının güvenliğini korumak ve tarafları müzakereye döndürmek olduğunu vurguladı.
Türkiye-ABD ilişkileri
Erdoğan, Donald Trump ile doğrudan ve açık biçimde konuşmasına imkan veren bir ilişkisinin bulunduğunu söyledi. İki liderin son görüşmesinde İran meselesi, bölgesel güvenlik, Gazze ve ikili ilişkiler dahil geniş bir gündemi ele aldığını belirtti.
Açık liderler arası iletişimin görüş ayrılıklarını yönetmeyi ve ortak çözüm yolları bulmayı kolaylaştırdığını ifade eden Erdoğan, Türkiye ile ABD arasındaki ittifak ilişkilerinin onlarca yıla uzanan çok boyutlu bir niteliğe sahip olduğunu söyledi. Savunma sanayisi, ticaret ve bölgesel güvenlik alanlarında iş birliğinin daha da geliştirilebileceğini belirtti.
Erdoğan, Türkiye’nin egemen bir devlet olarak komşularıyla ilişkilerini, müttefiklerine karşı yükümlülüklerini, bölgesel sorumluluklarını ve ulusal çıkarlarını gözeterek dengeli hareket edeceğini ifade etti. Türkiye-ABD ilişkilerinin üçüncü bir ülke üzerinden tanımlanmasının doğru olmadığını söyleyen Erdoğan, Washington’daki muhatabın ABD yönetimi olduğunu belirtti.
Suriye’nin egemenliği vurgusu
İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları ve İsrail ile Yunanistan arasındaki savunma anlaşmasıyla ilgili değerlendirmesinde Erdoğan, Türkiye’nin dış politikasını kaçınılmaz savaş senaryoları üzerine kurmadığını söyledi.
Türkiye’nin Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve ulusal birliğine ilişkin tutumunun açık olduğunu belirten Erdoğan, ülkenin yeniden ayağa kalkmasının, devlet kurumlarının güçlendirilmesinin ve terörle mücadele kapasitesinin artırılmasının bölgenin tamamının yararına olacağını ifade etti.
Erdoğan, uluslararası hukuku ve yerleşik kuralları göz ardı eden saldırıların Suriye’nin egemenliğine zarar verdiğini ve bölgesel istikrarı zorlaştırdığını söyledi. Yunanistan’ın veya başka bir ülkenin üçüncü ülkelerle geliştirdiği ilişkilerin kendi tercihi olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye’nin ulusal güvenliğine, meşru haklarına ve çıkarlarına yönelik adımları yakından izlediğini kaydetti.
Erdoğan, olası bir askeri çatışmanın NATO açısından sonuçlarını şimdiden tartışmak yerine, böyle bir ihtimali önleyecek diplomasiye odaklanılması gerektiğini söyledi. Bölgesel güvenliğin; ittifaklar ve ortaklıklar temelinde, gerilimi azaltan, caydırıcılığı güçlendiren ve karşılıklı kuşatma anlayışını aşan bir yapıyla sağlanabileceğini belirtti.