Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İzzet Arı, atmosferdeki sera gazı birikiminin küresel iklim sisteminde oluşturduğu değişimleri ve aşırı hava olaylarının tarım, su kaynakları ile enerji altyapısına etkilerini değerlendirdi.
Arı’nın aktardığı verilere göre atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu 2025’te milyonda 425,6 parçacığa ulaşarak sanayi öncesi döneme göre yüzde 53 arttı. Bu yükseliş, yeryüzünün enerji dengesini bozarken ısınan atmosferin aşırı hava olaylarını şiddetlendirmesine zemin hazırladı.
Isınan atmosfer yağış ve kuraklık riskini artırıyor
Atmosferin nem tutma kapasitesi, küresel yüzey sıcaklığındaki her 1 derecelik artışta yaklaşık yüzde 7 yükseliyor. Bu fiziksel ilişki, küresel su döngüsünü hızlandırarak nemli bölgelerde aşırı yağış ve sel riskini artırırken karasal alanlarda buharlaşma talebini yükselterek kuraklık eğilimlerini derinleştiriyor.
Avrupa, 1990’ların ortalarından bu yana her on yılda yaklaşık 0,56 derecelik sıcaklık artışı kaydetti. Bu oran, küresel ortalama olan 0,27 derecenin yaklaşık iki katına karşılık geliyor.
Avrupa’daki hızlı ısınmada jet akıntılarındaki sapmaların oluşturduğu durağan ısı kubbeleri, sanayi emisyonlarının azalmasıyla yüzeye ulaşan güneş radyasyonundaki artış ve kar örtüsünün gerilemesine bağlı albedo kaybı etkili oluyor.
Batı Avrupa’da 2026’nın haziran ve temmuz aylarında ortalama sıcaklık 21,62 dereceye çıktı. Bu değer, uzun dönem ortalamasının 2,79 derece üzerinde gerçekleşerek bölge tarihindeki en sıcak dönem olarak kayda geçti. Aşırı ısınma, Ren ve Tuna nehir havzalarında akış hızlarının tarihi seviyelere gerilemesine ve su kıtlığının artmasına yol açtı.
Okyanusların ısınması iklim dengesini etkiliyor
Sera gazlarının hapsettiği fazla enerjinin yüzde 90’dan fazlasını okyanuslar soğuruyor. Okyanusların üst 2 bin metrelik katmanındaki ısı içeriği 2025’te bir önceki yıla göre 23 zetta joule artarak rekor seviyeye ulaştı. Bu artış, yıllık küresel elektrik tüketiminin yaklaşık 215 katına denk geliyor.
Okyanuslardaki ısınma, Pasifik’teki serinletici La Nina koşullarına rağmen gerçekleşti. Deniz yüzeyinin yüzde 87’sinde denizel sıcak hava dalgaları görüldü. La Nina ve El Nino gibi atmosfer-okyanus etkileşimlerinin normal işleyişinin değişmesi, iklim değişikliğinin etkilerini daha da şiddetlendirebiliyor.
2026’da yayımlanan bulgular, Atlantik Meridyenel Tersinme Dolaşımı’nın (AMOC) hızlı ısınmaya karşı hassasiyetini ortaya koydu. Değerlendirmeye göre AMOC, yavaş ısınma senaryolarında sıcaklık artışı 5 dereceye ulaşsa bile dengede kalabilirken, günümüzdeki gibi on yılda 0,3 dereceye yaklaşan hızlı ısınma senaryolarında 2 derecelik eşikte çöküş sürecine girebiliyor.
AMOC’un zayıflaması veya çökmesi, Avrupa genelinde sıcaklıkların sert biçimde düşmesine ve yağış rejimlerinin değişmesine neden olabilecek bir devrilme noktası olarak değerlendiriliyor. Artan karbondioksit yoğunluğu ile küresel ortalama deniz yüzeyi sıcaklığının, okyanus akıntılarının Avrupa’nın sıcaklık dengesine katkısını bozma ihtimalini güçlendirdiği belirtiliyor.
Tarım ve enerji altyapısı baskı altında
Aşırı hava olaylarının küresel tarım ürünlerinin verimliliğinde yıllık ortalama yüzde 12 düşüşe yol açtığı aktarılıyor. Kar örtüsünün erken erimesi, yaz aylarındaki sulama suyu rezervlerini azaltıyor. Su paylaşımındaki baskı da tarım ve diğer sektörler arasındaki gerilimleri artırıyor.
İklim değişikliği, su ve tarım sektörleri üzerinde toplumsal sorunları tetikleyebilecek ölçekte baskı oluştururken iklim dirençliliğini de düşürüyor. Enerji sektörü ise kuraklık, sıcak hava ve rüzgar hızındaki düşüşlerden doğrudan etkileniyor.
Nükleer santrallerin yüzde 14’ü soğutma için doğrudan nehir sularını kullanıyor. 2026’daki aşırı kuraklık sırasında Tuna Nehri’ndeki düşük su seviyeleri nedeniyle Güneydoğu Avrupa’nın nükleer kapasitesinin yüzde 40’ı devre dışı kaldı.
Fransa’da çevre koruma kuralları nedeniyle sıcak suyun nehirlere boşaltılmasının yasaklanması, nükleer enerji üretiminde kesintilere neden oldu. Isınan kıyı sularındaki biyokütle artışı da bazı santrallerde işletme sorunları oluşturdu; Gravelines Nükleer Santrali’nde denizanası sürülerinin filtreleri tıkaması üzerine reaktörler acil olarak kapatıldı.
Isı dalgaları sırasında rüzgar hızları yüzde 30 ila yüzde 50 azalabiliyor. Birleşik Krallık’ta rüzgar enerjisinin üretimi haziran 2026’da yüzde 15 seviyelerine geriledi. Güneş enerjisi gün içinde yüksek üretim sağlasa da akşam saatlerinde artan soğutma talebinin karşılanması için gelişmiş batarya depolama altyapılarına ihtiyaç duyuluyor.
"Yeni normal" yaklaşımına yönelik uyarı
Aşırı hava olaylarının sıklık ve şiddetindeki artışın "yeni normal" şeklinde tanımlanmasının, iklim koşullarında durağan bir denge bulunduğu algısı oluşturabileceği belirtiliyor. Bu yaklaşım yerine mevcut durumun, giderek kötüleşen olağanüstü koşullara ilerleyen dinamik bir süreç olarak ele alınması gerektiği ifade ediliyor.
Daniel Pauly tarafından tanımlanan "Değişen Referans Noktası Sendromu" ile nesiller arası amnezi, toplumların ekolojik bozulmayı normalleştirmesine neden olabiliyor. Toplumlar yalnızca son 2 ila 8 yılın ortalamasını zihinsel olarak "normal" kabul edebiliyor.
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresinin her 30 yılda güncellediği iklim normalleri, iklim değişikliğinin izlerini taşısa da yeni referans noktaları oluşturarak aciliyet duygusunu zayıflatabiliyor. Bu durum aşırı sıcakların ve ekolojik kayıpların kaçınılmaz olduğu yönündeki toplumsal kanıyı güçlendirebiliyor.
İklim değişikliğinin etkilerinin sınırlandırılması için emisyon azaltımının hızlandırılması ve değişen koşullara uyum sağlayabilecek esnek altyapı yatırımlarının hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu adımların ertelenmesi halinde iklim değişikliğinin etkileri ve ekonomik maliyetlerinin kronikleşmesi bekleniyor.