Malazgirt Zaferi, 26 Ağustos 1071'de Büyük Selçuklu Devleti'nin ikinci hükümdarı Sultan Muhammed Alparslan'ın Romen Diyojen komutasındaki Bizans ordusunu mağlup etmesiyle sonuçlandı. Savaşın ardından Bizans İmparatoru Romen Diyojen esir alındı.
Savaşa giden süreç
Horasan Meliki Çağrı Bey'in son eşinden dünyaya gelen Sultan Alparslan, hükümdarlığı döneminde önce Kars ve Ani şehirlerini ele geçirdi. Böylece Selçuklular Bizans'tan ilk topraklarını aldı.
Abbasi halifesinin 1070'te yardım talep etmesi üzerine Sultan Alparslan ordusuyla Fatımilerin üzerine yürümek üzere harekete geçti. Alparslan'ın Mısır'a gideceği haberini alan Bizans ordusu ise Doğu seferine başladı.
Bizans ordusunun ilerlediğini öğrenen Sultan Alparslan geri dönerek Suriye hattına yöneldi. Rey şehrinde konuşlanacağı izlenimini verdikten sonra Muş'a ilerleyen Alparslan, karargahını Malazgirt Ovası'nda kurdu.
Malazgirt'teki zafer
Sultan Alparslan, 26 Ağustos 1071 Cuma günü ordusuna namaz kıldırıp dua etti. Ardından Selçuklu ordusu, Romen Diyojen'in komuta ettiği Bizans kuvvetlerinin üzerine yürüdü.
Savaşta Selçukluların "Turan" taktiği uygulandı. Selçuklu ordusu, sayıca kendisinden çok daha büyük olduğu belirtilen Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı ve Romen Diyojen'i esir aldı.
Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü ve Orta Çağ Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Alican, Malazgirt Savaşı'nın dünya tarihini değiştiren gelişmelerden biri olduğunu söyledi. Alican, savaşın ardından Türklerin İslam dünyasında öncü bir konuma geldiğini ve Müslümanların batıya doğru ilerleyişinin hızlandığını belirtti.
Alican'ın aktardığı değerlendirmeye göre, savaştan sonraki 10 yıl içinde Türklerin liderliğindeki Müslümanlar Batı Anadolu'ya kadar ulaştı. Türkler, 1070'li yılların ikinci yarısında İznik'i fethederek burada yeni bir Selçuklu Devleti kurdu.
Anadolu ve İstanbul'un fethine etkisi
Malazgirt Zaferi, Anadolu'nun fethini kolaylaştıran süreci başlattı. Zaferin ardından Anadolu'nun hızlı biçimde Türkleşmesi ve İslamlaşması, Bizans'ın bölgede Malazgirt'teki ölçekte yeni bir ileri harekat düzenlemesinin önündeki önemli engellerden biri olarak değerlendirildi.
Alican, Bizans'ın kademeli biçimde gerileyerek Anadolu'daki topraklarını kaybettiğini ve sonunda İstanbul'a sıkıştığını söyledi. Bu sürecin, 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethetmesine uzanan gelişmelerle bağlantılı olduğunu belirten Alican, Malazgirt'teki zaferin İstanbul'un fetih sürecini başlattığı yönündeki değerlendirmeyi aktardı.
Askeri strateji ve esir imparator
Alican, Selçuklu ordusundaki asker sayısının Bizans ordusundaki asker sayısının yaklaşık dörtte biri olduğunu ifade etti. Romen Diyojen'in savaştan önce Sultan Alparslan'ın barış girişimlerini reddettiğini ve üstün asker sayısına güvenerek zafer kazanacağını düşündüğünü söyledi.
Alparslan'ın bölgeyi tanımanın sağladığı avantajla geliştirdiği savaş taktiğinin, daha küçük Selçuklu ordusunun daha büyük Bizans ordusunu yenmesini sağladığını belirten Alican, Turan taktiğinin zaferdeki önemine dikkat çekti. Malazgirt Savaşı'nın askeri strateji bakımından önemini koruduğunu ve halen ders olarak okutulduğunu da kaydetti.
Alican'ın rivayetlere dayalı aktarımına göre, savaşın ardından Romen Diyojen Sultan Alparslan'ın çadırına getirildi. İki hükümdar arasında görüşme yapıldı ve Bizans İmparatorluğu'nun Selçuklu Devleti'ne bağlılığını, yıllık vergi ödemesini ve Selçuklu savaşlarına asker göndermesini öngören 50 yıllık bir anlaşma hazırlandı.
Alican, Bizans Sarayı'nda yaşanan tartışmalar sonucunda Romen Diyojen'in tahttan indirilip öldürülmesi nedeniyle Malazgirt Antlaşması'nın yürürlüğe girmediğini aktardı.
Sultan Alparslan'ın özellikleri
Alican, rivayetlerde Sultan Alparslan'ın iri yapılı ve uzun boylu olarak anlatıldığını belirtti. Alparslan'ın adaleti ve merhametiyle tanındığını, "Sultanü'l-Adil" yani adil hükümdar unvanıyla anıldığını söyledi.
Alican, Sultan Alparslan'ın Müslümanlara karşı şefkatli ve merhametli, Müslüman olmayanlara ve düşmanlarına karşı ise sert olarak nitelendirildiğini ifade etti.