İstanbul’un bugün kültürel miras olarak ayakta duran bentleri, su kemerleri, galerileri, maksemleri ve çeşmeleri, yaklaşık 19 asırdır kentin su ihtiyacını karşılayan büyük bir sistemin parçalarını oluşturuyor.
Kentin belgelenebilen ilk su tesisleri Roma İmparatoru Hadrian döneminde inşa edildi. Şehir dışındaki kaynaklardan alınan sular, kanallar ve su yolları aracılığıyla yerleşim alanlarına ulaştırıldı.
Roma ve Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan altyapı
4. Yüzyılda İstanbul’un nüfusuyla birlikte su ihtiyacı da arttı. İmparator Valens döneminde kurulan isale hatlarıyla uzak kaynaklardan kente su taşındı; bugün Bozdoğan Kemeri olarak bilinen Valens Kemeri de bu sistemin önemli parçalarından biri oldu.
İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, harap durumdaki su yollarını onartarak yeniden işler hale getirdi. Sonraki dönemlerde de su tesislerine yeni yapılar eklendi ve mevcut altyapı geliştirildi.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından inşa edilen Kırkçeşme Su Sistemi, İstanbul’un su altyapısının en kapsamlı örneklerinden biri haline geldi. Yaklaşık 55 kilometrelik isale hattı; 33 su kemeri, galeriler, kontrol bacaları, su terazileri, maksemler ve dağıtım yapılarından oluşuyordu.
Su Belgrad Ormanı’ndan kent merkezine taşınıyordu
Kırkçeşme sisteminde Belgrad Ormanı’ndaki Valide, Topuzlu, Kirazlı ve Sultan Mahmud bentlerinde biriken yağmur ve kaynak suları kullanılıyordu. Sular, doğu ve batı olmak üzere iki ana koldan ilerleyerek Kemerburgaz’ın güneyindeki Başhavuz’da birleşiyordu.
Yaklaşık 14 metre derinliğindeki Başhavuz’da dinlendirilen ve tortularından arındırılan su, ana isale hattına aktarılıyordu. Mimar Sinan’ın "Galata Kulesi kadar derin" diye tarif ettiği yapı, farklı kaynaklardan gelen suların tek noktada toplandığı önemli bir durak olarak işlev görüyordu.
Başhavuz’dan çıkan su, Mağlova Kemeri’nden geçerek Uzunkemer, Güzelcekemer ve Paşakemeri üzerinden İstanbul’a ulaşıyordu. Yaklaşık 36 metre yüksekliğindeki iki katlı Mağlova Kemeri, suyun vadinin bir yakasından diğerine taşınmasını sağlıyordu.
Su, kent merkezine ulaştığında yaklaşık 16 asırdır İstanbul siluetinin parçası olan Bozdoğan Kemeri’nden geçiyordu. Valens döneminde, MS 378’de tamamlanan kemer, Osmanlı döneminde de onarılarak su sistemindeki işlevini sürdürdü.
Taksim adını suyun dağıtımından aldı
Suyun şehir içindeki önemli duraklarından biri Taksim Maksemi’ydi. Kente getirilen su burada kollara ayrılarak çeşmelere ve diğer dağıtım noktalarına yönlendiriliyordu; bölgenin adı da suyun farklı hatlara "taksim" edilmesinden geldi.
Su terazileri, künkler ve maksemler sayesinde suyun mahallelere kontrollü biçimde dağıtılması sağlanıyordu. Şehzade Camisi’nin dış duvarında görülebilen su terazileri, yüksek debili suyun basıncını dengeliyor ve suyun borulara zarar vermesini önlüyordu.
Su terazilerinden geçen su, Eğrikapı Maksemi ve Taksim’deki maksem gibi dağıtım noktalarına ulaştırılıyordu. Buradan yer altındaki hatlarla meydan çeşmelerine, sokaklara ve mahallelere dağıtılan sistemin 30’dan fazla çeşmeye su sağladığı belirtiliyor.
Günlük su kapasitesi 30 bin metreküpe kadar çıktı
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Pektaş, İstanbul’un su altyapısının Roma döneminden başlayarak Bizans ve Osmanlı dönemlerinde geliştirildiğini söyledi.
Pektaş, Kırkçeşme Su Tesisleri’nin Belgrad Ormanı’ndan İstanbul’a su taşıyan, birbirine bağlı büyük bir mühendislik ağı olduğunu belirtti. Sistemin Mimar Sinan tarafından kurulduğu dönemde kente günlük yaklaşık 17 bin 500 metreküp su ulaştırıldığını, sonraki ilavelerle bu miktarın 30 bin metreküpe kadar çıktığını aktardı.
Sistem boyunca galerilerin üzerine 20 ila 40 metre aralıklarla kontrol bacaları bırakılmış, güzergâh üzerinde bulunan yeni su kaynakları da ağa dahil edilmişti. Vadi geçişlerinde ise suyun taşınması için kemerler kullanılmıştı.
Tarihi su ağı için kültür rotası önerisi
Modern barajlar, arıtma tesisleri ve yeni isale hatlarının kurulmasıyla tarihi yapıların büyük bölümü ilk işlevini tamamlayarak kültürel miras niteliği kazandı. Bununla birlikte bazı bentler günümüzde de su sistemine katkı sağlamayı sürdürüyor.
Tarihi su yapılarının tek tek korunmasının yanı sıra Belgrad Ormanı’ndan şehir merkezine uzanan bütüncül ağın da yaşatılması öneriliyor. Kırkçeşme Su Sistemi’nin kültür rotası olarak değerlendirilmesi ve 1940’lı yıllarda yol çalışmaları sırasında sökülen tarihi çeşmelerin yeniden ihya edilmesi gündemde bulunuyor.