Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman, WindEnergy Hamburg kapsamında düzenlenen Türkiye Offshore Wind Case Study başlıklı oturumda Türkiye'nin denizüstü rüzgar enerjisi çalışmalarını değerlendirdi.
Yaman, Türkiye'de denizüstü rüzgar enerjisine yönelik ilk saha çalışmalarının Marmara Denizi'nde başladığını söyledi. Bu süreçte çevresel ve sosyal etkiler ile deniz tabanına ilişkin araştırmaların da yürütüldüğünü belirtti.
Marmara'daki ölçüm kampanyası tamamlandı
Dünya Bankası aracılığıyla sağlanan Avrupa Birliği finansmanından yararlanılan çalışmalar kapsamında 8 milyon avroyu aşan hibe desteğiyle ölçüm ve fizibilite süreçleri gerçekleştirildi. Yaman, Marmara Denizi'ndeki çalışmaların büyük bölümünün tamamlandığını açıkladı.
Marmara Denizi'nde rüzgar ve deniz koşullarına ilişkin 12 aylık ölçüm kampanyasının tamamlandığını aktaran Yaman, teknik çalışmaların sürdüğü bölgelerde maliyet hesaplamalarının daha sağlıklı yapılabileceğini ifade etti.
Yaman, deniz tabanı araştırmalarından elde edilecek verilerle sahalar için seviyelendirilmiş elektrik üretim maliyetinin, yani LCOE'nin daha doğru hesaplanabileceğini belirtti. İlk çalışmaların Marmara'daki sahalarda maliyetin tüketici açısından uygulanabilirlik bakımından yüksek kalabileceğine işaret ettiğini söyledi.
Kuzey Ege'de dört saha öne çıktı
Bu değerlendirmelerin ardından Kuzey Ege'ye yönelindiğini belirten Yaman, Bozcaada, Gökçeada, Edremit ve Saros'taki dört sahanın toplam 3,5 ila 4,5 gigavat arasında potansiyel taşıdığını bildirdi.
Yaman, Kuzey Ege'deki saha seçiminin ayrıntılı bir çalışmaya dayandığını söyledi. Üretim maliyeti ve izin süreçlerinin yönetilebilirliği açısından 20'den fazla sahanın değerlendirildiğini, hazırlanan sıralamanın denizüstü rüzgar enerjisi için geliştirilecek ilk sahaların Kuzey Ege'de olması gerektiğini gösterdiğini ifade etti.
Elektrik talebine tamamlayıcı kaynak
Denizüstü rüzgar enerjisinin Türkiye'nin artan elektrik talebini karşılamada ve enerji dönüşümünü desteklemede tamamlayıcı bir kaynak olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.