Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, 7595 sayılı Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’la bağlantılı tartışmaları değerlendirdi.
Anayasa Mahkemesi başvurusu
Uçum, kanunun 367 milletvekilinin teklifi ve 467 milletvekilinin kabulüyle güçlü bir siyasi destek aldığını belirterek, soyut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınma ihtimalinin düşük olduğunu savundu. Anayasa Mahkemesine başvuru için gerekli siyasi ve sayısal koşulların oluşmasının beklenmediğini ifade etti.
Uçum’a göre soyut norm denetimi bakımından son başvuru tarihi 17 Ekim 2026. Somut norm denetimi yoluyla başvuru ihtimalinin ise her zaman bulunduğunu, ancak bunun belirsiz bir zamana bağlı olması nedeniyle süreci etkileyebilecek bir sonuç doğurmasının beklenmediğini kaydetti.
Kanunun Anayasa’ya uygunluğu bakımından temel tartışmanın eşitlik ilkesi çevresinde yürütülebileceğini belirten Uçum, Anayasa Mahkemesi içtihadında farklı hukuki konumda bulunan kişilere farklı kurallar uygulanmasının eşitlik ilkesine aykırı sayılmadığını aktardı. Uçum, kanun koyucunun suç, ceza ve infaz politikalarını belirleme konusunda geniş takdir yetkisine sahip olduğunu savundu.
Uçum, 7595 sayılı Kanun’un sistematik terörün kesin ve sürekli biçimde tasfiyesine yönelik özel düzenlemeler içerdiğini, bu nedenle kanunun farklı durumda bulunanlara farklı kurallar uygulanmasına ilişkin eşitlik değerlendirmesi kapsamında ele alınması gerektiğini belirtti.
İnfaz sistemi tartışması
Uçum, 7595 sayılı Kanun’un müstakil ve geçici nitelikte olduğunu, bu düzenlemeden hareketle infaz hukukuna ilişkin genel talepler oluşturulmasının doğru olmayacağını ifade etti. Kanunun emsal oluşturacak bir düzenleme olmadığını söyledi.
İnfaz sisteminde mağdurlar açısından tatmin edici, hükümlüler açısından adil ve topluma kazandırmayı amaçlayan reformların gündeme gelebileceğini belirten Uçum, cezaevlerindeki yoğunluk nedeniyle de yeni düzenlemelerin tartışılabileceğini kaydetti. Ancak bu süreçte terör ve suç örgütlerine alan açacak yaklaşımlara izin verilmemesi gerektiğini savundu.
Siyasi dil ve geçiş süreci
Uçum, geçiş sürecinde kullanılan siyasi dilin önemine dikkat çekerek, hukuki karşılığı bulunmayan ideolojik nitelemelerin hukuk reformu tartışmalarını zorlaştıracağını belirtti. Devletle diyalog yürüten muhatapların da bu süreçte daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade etti.
Uçum, devletin düşman olarak nitelendirilemeyeceğini, yurt dışında bulunan kişilerin sürgün, tutuklu ve hükümlülerin ise tutsak olarak tanımlanmaması gerektiğini söyledi. Türkiye’deki Kürtlerin Gazze’deki Filistinlilere benzetilemeyeceğini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin İsrail ile eş tutulamayacağını savundu.
Terör ve şiddet siyasetinin gayrimeşru olduğunun açıkça ifade edilmesi gerektiğini belirten Uçum, silaha dönüşen dilin tamamen terk edilmesini istedi. Diyaloğun amacının Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin sorunsuz tamamlanması olduğunu, tespit, teyit ve taahhüt mekanizmalarının bu sürece katkı sağlayacağını kaydetti.
Uçum ayrıca, geçiş sürecinin tamamlanmasının ardından hukuki statüleri uygun olan muhatapların vesayetsiz demokratik siyaseti benimseyerek demokrasinin geliştirilmesine katkı sunabileceğini belirtti.
Demokrasi raporu ve yeni anayasa
Uçum, geçiş sürecinin demokratik siyaset alanını genişleteceğini ve demokrasiye katkı sağlayacağını savundu. Komisyon raporundaki önerilerin, yasama çalışmalarında esas alınabileceğini veya dikkate alınabileceğini, bu nedenle raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi açısından önemli bir referans niteliği taşıdığını ifade etti.
Yeni anayasa konusunda ise 7595 sayılı Kanun’un 467 oyla kabul edilmesinin tartışmayı yeniden öne çıkardığını belirten Uçum, 400’ün üzerinde milletvekilinin desteğiyle yeni anayasanın halkoyuna sunulmadan yürürlüğe konulması fikrinin kabul edilemeyeceğini söyledi.
Uçum, mevcut Anayasa’da 400 veya daha fazla oyla kabul edilen anayasa değişiklikleri için zorunlu referandum şartı bulunmadığını, ancak yeni anayasanın mevcut Anayasa’da değişiklik yapan bir yasadan nitelik olarak farklı olduğunu vurguladı. Yeni anayasanın halkın onayına sunulmasının demokratik meşruiyet ve milli egemenlik açısından gerekli olduğunu belirtti.
Uçum, 28. Yasama Dönemi’nde yeni anayasanın tamamlanmasının güç göründüğünü ve konunun bir sonraki yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınabileceğini değerlendirdi.