Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle Mimar Sinan tarafından inşa edilen Süleymaniye Külliyesi, cami, medrese, darüşşifa, imaret, hamam ve diğer yapılarıyla Osmanlı'nın şehircilik anlayışını yansıtan önemli eserler arasında yer alıyor.
İstanbul'un siluetine asırlardır damga vuran Süleymaniye Camisi'ndeki restorasyon çalışmaları, yapının mimari ve mühendislik özelliklerine ilişkin birçok ayrıntıyı görünür hale getirdi. Mimar Sinan'ın "kalfalık eserim" olarak nitelendirdiği camide, kubbenin akustiğini sağlayan gizli testiler ile farklı dönemlere ait süsleme ve yazı unsurları incelendi.
Kubbedeki testiler akustiği düzenliyor
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kaya Üçer, restorasyon sırasında kubbede "yırtık" olarak adlandırılan bazı çatlakların bulunduğu bölümlerde testiler ve tuğlalarla birlikte kullanılan parçaların görüldüğünü anlattı.
Yaklaşık 20 bin metreküp iskele kurulmasıyla kubbenin iç bölümlerine ulaşılabildiğini belirten Üçer, testilerin kubbenin içine belirli ölçülerde zikzaklar oluşturacak şekilde, dikey ve tabanları delik biçimde yerleştirildiğini söyledi. Aşağıdan bakıldığında görünmeyen bu deliklerin, sesleri yumuşatarak yankılanmayı azalttığı ve uzmanların yaptığı testlerle bu işlevin incelendiği aktarıldı.
Üçer, kubbenin iki ucunda bulunan kişilerin birbirlerini yanlarındaymış gibi duyabildiğini, yapının bu sayede belirgin bir yankılanma olmadan seslerin işitilmesini sağladığını ifade etti.
Barok ve rokoko süslemeleri incelendi
Restorasyon kapsamında ana kubbenin farklı noktalarında araştırma raspası yapıldı ve yüzeyler ultraviyole ışık altında incelendi. Alt katmanlarda, dilimler halinde uygulanmış başka bir barok süsleme tespit edildi.
Üçer, bu süslemenin kubbenin tamamında bulunmadığını, iki örnekten hangisinin beğenildiyse onun devam ettirilmiş olabileceğini değerlendirdi. Mevcut kalem işi süslemenin restorasyonu yapılarak kubbenin ihtişamlı görünümünün yeniden ortaya çıkarıldığı belirtildi.
Caminin revakları ve hünkar mahfilindeki raspa çalışmalarında Mimar Sinan dönemine ait orijinal kalem işleri de bulundu. Özgün bölümler korunurken eksik kısımlar, mevcut örneklerden yararlanılarak tamamlandı ve 16. Yüzyılda kullanılan rumi motiflerin izleri ortaya çıkarıldı.
Kubbedeki yazı ve eksik harf tamamlandı
Kubbedeki hat yazısının Ahmed Karahisari tarafından yazıldığı yönündeki anlatımın aksine, kayıtlarda Karahisari'nin öğrencisi Hasan Çelebi'nin adının geçtiği aktarıldı. Yazı üzerinde 18. Yüzyıl civarındaki restorasyon sırasında Abdülfettah Efendi tarafından düzeltmeler yapıldığı da ifade edildi.
Altın varak kaplama ahşap çerçeveli yazının zemininde, büyük çivilerle birbirine tutturulmuş çinko ve paslanmaz malzeme kullanıldığı tespit edildi. Yazının paslanmaz malzeme üzerine işlendiği ve bu uygulamanın yazının uzun süre korunmasını amaçladığı belirtildi.
Çalışmalar sırasında hat yazısında bir harfin eksik olduğu fark edildi. Hattatlarla yapılan istişarenin ardından bilim heyetinin onayıyla eksik harf tamamlandı ve yazı yerinde yeniden düzenlendi.
Şadırvandaki parça müzeden bulundu
Restorasyon sırasında şadırvan bölümündeki su terazisinin üst kısmında eksik parçalar olduğu belirlendi. Üçer, parçanın benzerini Vakıflar Genel Müdürlüğünün Fatih'teki müzesinde gördüğünü ve yapılan ölçümler sonucunda müzedeki parçanın su terazisindeki desenle aynı olduğunun anlaşıldığını söyledi.
Temizlenen parça yerine yerleştirildiğinde, kırık bölümle birebir uyuştuğu görüldü.
Restorasyon yaklaşık yedi yıl sürdü
Üçer, Süleymaniye Camisi'nin inşasının yaklaşık yedi yılda tamamlandığını, restorasyon çalışmalarının da benzer bir süre aldığını belirtti. Yapının, gelecek 50 yıl boyunca kapsamlı bir müdahaleye ihtiyaç duymayacak şekilde titizlikle restore edildiği ifade edildi.
Çalışmalarda dış mekân temizliği ve raspa işlemlerinin ardından yüzeye koruyucu malzeme uygulandı. İlk kullanılan malzemenin iki-üç ay içinde hafif yeşillenmeye yol açması üzerine üretici şirketin inceleme yaptığı ve malzemenin bölgenin hava şartlarına göre yeniden düzenlendiği aktarıldı.
Deneme uygulamasında yeşillenme sorununun ortadan kalkmasının ardından koruyucu malzeme kullanılmaya başlandı. Restorasyon sürecinde İstanbul'un havası, nemi, rutubeti ve güneş koşullarının malzeme seçiminde belirleyici olduğu vurgulandı.