Irak’ta silahların devlet dışındaki yapılarda kalması meselesi, Nujaba Hareketi Genel Sekreteri Akram el-Kaabi’nin çıkışıyla yeniden ülkenin güvenlik ve siyaset gündemine oturdu. El-Kaabi, dış güçleri desteklediğini söylediği taraflarla herhangi bir uzlaşmayı reddetti ve hareketinin "güç ve silah" çizgisini sürdüreceğini açıkladı.
El-Kaabi’nin sözleri, Irak hükümetinin silahları yalnızca devlet kurumlarının denetimine alma yönündeki çabalarını sürdürdüğü bir dönemde geldi. Bağdat yönetimi, bu hedefin önünde siyasal ve askeri açıdan karmaşık engeller bulunduğunu kabul ediyor.
El-Kaabi’den İran ve Husilere övgü
El-Kaabi, salı günü yayımlanan açıklamasında, son bölgesel gelişmeler ve İran ile İsrail arasındaki askeri tırmanışın ardından konuştu. İran’ın bu hafta İsrail’e düzenlediği füze saldırısını övdü ve bunu "Siyonist yapıya ders" olarak niteledi.
Yemen’deki Husileri de İsrail’e ateş açtıkları için kutladı. Bu adımı, "düşmana atılmış sürpriz bir tokat" sözleriyle değerlendirdi.
Nujaba, İran’a yakın bir Iraklı silahlı grup olarak biliniyor ve kendisini "Irak İslami Direnişi" adını taşıyan oluşum içindeki ana unsurlardan biri sayan ittifakta yer alıyor. Grup, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırmasının ardından bölgede büyüyen gerilime doğrudan dahil olan yapılar arasında bulunuyor.
Bağdat’ın silahları toplama planı sürüyor
Iraklı kaynaklar, hükümetin son tırmanışa silahlı grupların karışmasını önlemek için bu grupların liderleriyle temas kurduğunu aktarıyor. Aynı kaynaklara göre, bazı gruplar hükümetin silahları devlet çatısı altında toplama planına destek verdi.
El-Kaabi ise hareketinin, İsrail’i ve ABD’yi desteklediğini söylediği taraflarla Irak’ın herhangi bir uzlaşmaya gidebileceğini düşünenlere uyarıda bulundu. Ona göre bu çevrelerle ilişkide geçerli tek yaklaşım "güç ve silah mantığı" ve hareket bu çizgiden sapmayacak.
Tartışma, Irak’ta silahlı grupların geleceği ve tüm silahlı yapıların devlet otoritesi altına alınıp alınamayacağı sorusunu daha da görünür hale getirdi. Bu başlık, Başbakan Ali el-Zeydi hükümetinin ele aldığı en önemli dosyalardan biri olarak öne çıkıyor.
Hükümet, hukuk düzenine bağlı kalacağını ve silahların resmi kurumlarla sınırlandırılacağını defalarca dile getirdi. Ancak sahadaki yapı, bunu siyasal karar metinlerinden çok daha karmaşık hale getiriyor.
Silahlı gruplar arasında görüş ayrılığı derinleşiyor
Nüfuz sahibi din adamı Mukteda es-Sadr, 27 Mayıs’ta askeri kanadı Saraya es-Selam’ı devlete entegre ettiğini duyurmuş ve Haşdi Şabi içindeki gruplara silahlarını teslim etme çağrısı yapmıştı. Ardından Asaib Ehlülhak ve Kataib el-İmam Ali de Haşdi Şabi’den ayrıldıklarını açıkladı.
Buna karşılık, silahların teslimine yönelik önerileri reddeden bazı isimler, bu taleplerin dış baskının ürünü olduğunu savundu. Haşdi Şabi’de görev yapan Abdürrahman el-Cezairi de silahları sınırlama kararının bireysel bir tercih olamayacağını söyleyerek, bunun yasama organı tarafından da ele alınması gerektiğini ifade etti.
El-Cezairi’nin sözleri, silahlı gruplar dosyasındaki bölünmeyi yansıtıyor. Yıllar içinde etkisini artıran, askeri cephanelikler kuran ve kendi finansal kaynaklarını oluşturan yapılar nedeniyle bu dosyanın yalnızca bir güvenlik meselesi olmadığı anlaşılıyor.
Kürdistan Demokrat Partisi blokunun başkanı Şahavan Abdullah da silahsızlanma planının önünde başka engeller bulunduğunu belirtti. Abdullah’a göre bazı grupların elindeki silahlar doğrudan o gruplara ait değil.
Abdullah, bazı silahların "bölgesel bir devlete" ait olduğunu ve o devletin bunları kendi malı sayabileceğini söyledi. Bu durumda ilgili tarafların bu silahları, İHA’lar dahil, teslim etmeyi reddedebileceğini dile getirdi. Ayrıca bazı grupların silahları devlete devretmek yerine başka oluşumlara aktarabileceğini de ifade etti.
Abdullah, silahlı grupların yaklaşık yüzde 30’unun Haşdi Şabi çatısı altında bulunduğunu, geri kalanların ise bu yapının dışında hareket ettiğini söyledi.
Uzmanlar, silah dosyasının yalnızca güvenlik başlığı olmadığını; siyasi etkinlik ve ekonomik çıkar ağlarıyla da iç içe geçtiğini vurguluyor. Son yıllarda kendi finans kurumlarını ve etki alanlarını oluşturan gruplar nedeniyle, silah bırakma çağrılarına verilecek cevabın tek başına yasa ya da hükümet kararıyla şekillenmesinin zor olduğu değerlendiriliyor.