Ermenistan, 7 Haziran’da yapılacak parlamento seçimlerine kritik bir eşikte gidiyor. Ülkede sekiz yıl önceki Kadife Devrim’in ardından iktidara gelen ve Avrupa yanlısı çizgisiyle öne çıkan Başbakan Nikol Paşinyan, üçüncü dönem için yeniden seçilmeye hazırlanıyor. Seçim kampanyası, yalnızca iç siyaset tartışmalarıyla değil, aynı zamanda Moskova ile yaşanan sert gerilimle de şekilleniyor. ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs’ta Paşinyan’a açık destek vererek tam ve koşulsuz onayını açıkladı. Aynı dönemde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan’ın Avrupa Birliği ile bağlarını derinleştirmeyi sürdürmesi halinde ülkeyi Ukrayna benzeri bir senaryoyla karşı karşıya kalmakla tehdit etti. Moskova’nın baskısı bununla da sınırlı kalmadı. Rusya son olarak Yerevan’daki büyükelçisini geri çekti. Seçim öncesi süreçte Rusya’nın Ermenistan üzerindeki etkisini artırmak için farklı ekonomik araçlara başvurduğu görülüyor. Rusya, Ermenistan’da popüler olan Jermuk markalı maden suyuna ambargo uyguladı. Ardından bu yasak çiçek, sebze ve çilekleri de kapsayacak şekilde genişletildi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, 2013 tarihli ve Ermenistan’a gümrüksüz doğalgaz ile petrol ürünü ihracatı sağlayan anlaşmanın da askıya alınabileceğini söyledi. Alman Dış İlişkiler Konseyi’nden Stefan Meister, seçim öncesinde klasik Rus baskı yöntemlerinin yeniden devrede olduğunu belirterek ticaret, sözde sağlık gerekçeleri ve gaz arzı üzerinden tehditlerin öne çıktığını söyledi. Chatham House’tan Laurence Broers ise bu yöntemin artık eskimiş bir oyun planı gibi görünmesine rağmen, Ermenistan’ın ekonomik bağımlılığı nedeniyle hâlâ etkili olabildiğini ifade etti. Moskova’nın nüfuz arayışında Rusya bağlantılı Ermeni iş insanlarının da öne çıktığı aktarılıyor. Paşinyan’ın en güçlü rakiplerinden biri, servetini Rusya’da edinen ve şimdi Güçlü Ermenistan Partisi’nin başında bulunan milyarder Samvel Karapetyan. Buna karşın uzmanlar, oligark çevrelerinin seçim sonuçlarını bugüne kadar belirgin biçimde etkileyemediğini düşünüyor. Broers, Gürcistan’daki fiili iktidar sahibi Bidzina İvanişvili’ye benzer bir figürün Ermenistan’da ortaya çıkmadığını söyledi. Ermenistan’ın Rusya’ya bağımlılığı yalnızca siyasetle sınırlı değil. Ülke ekonomisinde Rusya’nın payı son yıllarda daha da arttı. Yerevan merkezli düşünce kuruluşu Bölgesel Demokrasi ve Güvenlik Merkezi Direktörü Tigran Grigoryan, bu bağımlılığın pek çok temel sektöre yayıldığını vurguluyor. Bunların başında demiryolları geliyor. Ermenistan demiryolları 2008’den beri 30 yıllık imtiyazla devlet şirketi Rus Demiryolları tarafından işletiliyor. Paşinyan daha önce bu hakkın Kazakistan ya da Birleşik Arap Emirlikleri gibi tarafsız görülen ülkelere devredilmesini gündeme getirmişti, ancak Moskova bu önerileri kesin biçimde reddetti. Enerji cephesinde de tablo değişmiş değil. Ülkenin elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ı, Rusya-Ermenistan ortak şirketi tarafından işletilen tek nükleer santraldan sağlanıyor. Bu santralin yakıtı tamamen Rusya tarafından tedarik ediliyor. Ermenistan, Rusya’ya bağımlılığı azaltmak için ABD desteğiyle yeni bir nükleer santral kurmayı ve Sovyet döneminden kalma mevcut reaktörü kapatmayı planlıyor. Doğalgazda ise seçenekler daha da sınırlı. Türkiye ve Azerbaycan sınırlarının kapalı olması nedeniyle Ermenistan’ın şu anda Rusya dışından güvenilir bir tedarik yolu bulunmuyor. Buna rağmen savunma alanında Rusya’dan uzaklaşma eğilimi dikkat çekiyor. Ermenistan, Moskova öncülüğündeki Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ndeki katılımını kademeli olarak azalttı ve 2024’te üyeliğini dondurdu. Paşinyan hükümeti askeri tedarikte de rotayı çeşitlendirdi. Rusya dışına açılan alımlar kapsamında Hindistan, Fransa ve başka ortaklarla anlaşmalar yapıldı. Bu adımlar, Yerevan’ın güvenlik alanında Moskova’ya bağımlılığı azaltma çabasının parçası olarak görülüyor. Seçimlerin en kritik başlığı ise Azerbaycan ile barış ihtimali. İki ülke arasında onlarca yıldır süren çatışmayı sona erdirecek bir barış anlaşması hâlâ imzalanmadı. 2023’te Dağlık Karabağ üzerindeki kontrolün Azerbaycan’a geçmesiyle çatışmalar fiilen sona ermiş olsa da kalıcı bir çözüm sağlanmadı. Paşinyan, "Gerçek Ermenistan" sloganıyla yürüttüğü kampanyada ülkenin geleceğini Dağlık Karabağ üzerindeki iddialara değil, yurttaşlarının ekonomik ve siyasi geleceğine odaklama çağrısı yapıyor. Analistlere göre, Paşinyan’ın anayasal çoğunluk elde etmesi halinde barış süreci hızlanabilir. Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda Azerbaycan’ın barış anlaşması için şart koştuğu anayasa değişiklikleri de gündeme gelebilir. Daha küçük bir seçim zaferi ise sürecin yavaşlamasına ve Ermenistan’ın Rusya’ya stratejik bağımlılığının daha uzun yıllar sürmesine yol açabilir. Trump’ın Paşinyan’a desteği de bu çerçevede okunuyor. ABD destekli Trump Route for International Peace and Prosperity, yani TRIPP adı verilen ulaşım koridoru; Azerbaycan, Ermenistan, Nahçıvan ve Türkiye arasında yeni bir hat oluşturmayı hedefliyor. Washington ile Yerevan arasında 26 Mayıs’ta bu koridor için çerçeve anlaşması imzalandı. Proje hayata geçerse, Rusya’yı baypas eden ve Avrupa ile Asya arasında yeni bir ticaret yolu açan önemli bir hat oluşabilir. Ancak uzmanlara göre TRIPP, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barış anlaşması yapılmadan gerçek anlamda ilerleyemez. Sonuçta seçimler, yalnızca Paşinyan’ın siyasi geleceğini değil, Ermenistan’ın Rusya’dan uzaklaşıp uzaklaşamayacağını da belirleyecek. Uzmanların ortak değerlendirmesi, ülkenin dış baskılara rağmen Moskova’nın etkisinden tamamen çıkmış olmadığı yönünde. Ancak bu seçimde pro-Rus güçlerin güçlü bir sıçrama yapması da beklenmiyor.