Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki güvene dayalı ilişkinin, 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO zirvesinde ittifak içindeki anlaşmazlıkların aşılmasına yardımcı olabileceğini söyledi.
Fidan, The New York Times'a verdiği röportajda, Türkiye'nin bu dostluğu "daha yüksek bir hedefe ulaşmak ve tüm NATO ailesinin çıkarları doğrultusunda" kullanmayı amaçladığını belirtti.
Bakan, Trump'ın NATO'ya yönelik eleştirilerine ilişkin ise Ankara'daki zirve kapsamındaki teknik istişarelerin sorunsuz geçeceğine inandığını ifade etti. "Bu konuda herhangi bir sorun görmüyorum" diyen Fidan, çok sayıda yüksek sesli açıklamaya rağmen uygulamada "hiçbir şeyin değişmediğini" vurguladı.
Fidan, Türkiye ile diğer Avrupa ülkeleri arasında NATO'nun önemine dair ortak bir anlayış bulunduğunu ve "kimsenin NATO'nun gerekliliğini sorgulamadığını" kaydetti.
Avrupa Birliği içinde savunma işbirliğinin güçlendirilmesinin, Avrupa devletlerinin NATO kapsamındaki yükümlülükleriyle çelişmediğini belirten Fidan, Türkiye ve Avrupa'nın birbirini kolektif güvenliğin sağlanmasında hayati ortaklar olarak görmesi gerektiğini söyledi. "Biz de Avrupa'nın bir parçasıyız. Avrupa alanında birleşmez ve kendi güvenlik platformumuzu oluşturmazsak, hiçbir zaman tam anlamıyla güvende hissetmeyiz" dedi.
ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptına da değinen Fidan, her iki tarafın nihai hedefler konusunda son derece ciddi olduğunu, ancak belgenin İran'ın nükleer programı, Tahran'a yönelik yaptırımların kaldırılması ve Hürmüz Boğazı'ndan seyrüseferin sağlanması gibi bir dizi tartışmalı konuyu ileriye bıraktığını ifade etti.
Rusya-Ukrayna çatışmasına ilişkin ise Fidan, Ankara'nın krizin çözümü için yeniden arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu doğruladı. Ancak bakan, müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklemediğini söyledi. Moskova ve Kiev'in diyaloğa hazır olduğunu, ancak barış sürecinin ilerlemesi için ABD'nin "etkisinin" gerektiğini belirten Fidan, Türkiye için asıl önemli olanın her iki tarafın da "gerçek ve samimi" bir barış arzusuna sahip olması olduğunu vurguladı.