- BIST10012.151-%0,94
- DOLAR49,22%0,00
- EURO55,21+%0,28
- GRAM ALTIN6.634,08-%0,56
- FAİZ%37,00-1,00
- BİTCOİN82.900-%0,92
- 12 Ekim 202619°
- BIST10012.151-%0,94
- DOLAR49,22%0,00
- EURO55,21+%0,28
- GRAM ALTIN6.634,08-%0,56
- FAİZ%37,00-1,00
- BİTCOİN82.900-%0,92
- 12 Ekim 202619°
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Portekiz yolunda gazetecilere konuştu: Fon krizi, Netanyahu, Terörsüz Türkiye ve yeni anayasa
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, 28 Eylül'de Portekiz'e resmî ziyaret için giderken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı; fon krizini, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM konuşmasını ve Netanyahu'yu, Terörsüz Türkiye İzleme Komisyonu'nu, yeni anayasayı, Meclis İçtüzüğü'nü ve Mekke Savunma Anlaşması'nı değerlendirdi.
Fon krizi: “Yapanın yanına kâr kalmayacak”
En güncel konudan başlayalım: Fon krizi ve Borsa İstanbul'daki hareketler siyasete de Meclise de sıçradı. Değerlendirmeniz nedir?
Cuma günü yaptığımız yıllık faaliyet değerlendirme toplantımızda da paylaştım. Bu, fevkalade hassas bir konu, çok büyük bir kitleyi ilgilendiriyor. Bu insanların tamamı 3-5 kuruş biriktirdikleri helal paralarından kazanç elde etmek için borsaya yatırım yapmışlar, bunların paraları üzerinde kim spekülasyon yaptı, kim haksız kazanç sağladıysa burunlarından fitil fitil getirilmelidir, hepsinden hesap sorulmalıdır.
Gerçekten bir de helalleşmesinin nasıl yapılacağının mümkün olmadığı bir konu. Yani bir fonda çok sayıda insanın gelecek hayalleri birikiyor, siz o gelecek hayallerine el koyuyorsunuz. Bu affedilemez fevkalade ciddi bir meseledir.
Tabi bu meselenin yapılan yolsuzluk ve spekülasyonlar boyutunun dışında bir başka önemli kısmı da ekonomik güvenlik meselesidir. Bu tür meseleler kendi konusunun dışında etkilere sahip olmaması lazım. Bunun için de ilgili bakanlık tedbirlerini zamanında, vaktinde aldı.
Aynı şekilde savcılığa intikal etmiş olan bu meselede de savcılıkların son derece titiz, son derece kapsamlı, detaylı çalışmalarla kısa süre içerisinde soruşturmalarını tamamlamaları ve davaların açılmasının temin edilmesi lazım. Ümit ederim ki herkes tarafından titizlikle takip edilen bu konuda yapanın yanına kar kalmayacak bir kararlılıkla meselenin üstüne gidilecektir.
Fonun dışında spot piyasada da mağduriyetler var; mağdur sayısının 1 milyonu bulabileceği konuşuluyor. Bu ciddi bir soruna dönüşebilir mi?
Doğru… Bunlar artık bütün teferruatıyla incelenmeli. Kimsenin mağdur edilmeyeceği tedbirler oluşturulmalıdır.
Zaten bizim borsamız öyle çok geniş ve derin bir borsa değil, dar bir borsa. Diğerleriyle kıyasladığınızda hatta çok büyük derinliği olmayan bir borsa. Bu borsada ortaya çıkacak en ufak bir şey yanlış dalgalanmalara sebep olabilir. Yabancı yatırımcının ve içeride de yerli yatırımcının yatırım arzusunun zedelenmemesi lazım. Bence işin hukuki boyutu kadar ekonomik güvenlik kısmının da önemli olduğunu görüyoruz.
Soruşturmada bazı milletvekillerinin de adı geçiyor. Meclise fezleke gelirse dokunulmazlık süreci nasıl işleyecek?
Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının nasıl kaldırılacağı bellidir. Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması konusunda Meclis Başkanlığına bırakılmış bir inisiyatif yoktur. Mahkemelerden dosyalar geldiği zaman bildiğiniz gibi şu anda 1096 dokunulmazlık dosyası Meclisteki Karma Komisyonda bulunuyor.
Gelen tezkere derhal Meclis Başkanlığı tarafından teamül gereği Karma Komisyona havale edilir, Karma Komisyon da eğer isterse bu dosyaları gündeme alır, bu dosyalar üzerinden bir meclis araştırması başlatabilir.
Meclis henüz tatilde, bu konu Meclise gelmiş değil, herhangi bir fezleke oluşmuş değil. Fezlekeler geldiğinde de izlenecek süreç bellidir.
BM Genel Kurulu ve Netanyahu
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM Genel Kurulu konuşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Netanyahu kürsüde protesto edildi ve Türkiye'yi, Cumhurbaşkanı'nı hedef alan bir konuşma yaptı. Bunun arkasında ne var?
Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın bu 16’ncı konuşması. Her konuşmasını dikkatle, titizlikle dinledik. Allah razı olsun, milletimiz adına şükranlarımı bir kez daha ifade ediyorum. Bu konuşması, diğer 15 konuşmasının çok üstünde ve son derece iddialı bir konuşmaydı. Hangi açıdan iddialı? İnsanlık cephesinin kararlılığını vurgulayan ve soykırımcı Netanyahu ve çetesinden hesap sorulması konusundaki küresel vicdanı dile getiren bir konuşma yaptı.
Bundan dolayı da siyonist lobinin ve siyonist lobinin görevlendirdiği Netanyahu çetesinin bundan rahatsız olması gayet doğaldır. Meseleye biraz buradan bakıyorum. “Bir köşeye sıkışmışlığın verdiği çaresizlik…” Netanyahu'nun konuşmasının psikolojik özeti bu; yüz ifadeleri, seçtiği cümleler, hatta ve hatta vücut diline baktığınız zaman hakikaten köşeye sıkışmışlığın verdiği bir çaresizlikle konuşuyor. Belki yaklaşan seçimler de onun için bir büyük baskı oluşturuyor. Üstüne üstlük bir de ifade ettiğiniz gibi şimdiye kadar Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki en yoğun protestoya muhatap oluyor. Birkaç sayılı ülke dışında hemen hemen bütün ülkeler salonu terk ediyor.
Çok net söylüyorum, salondaki reaksiyon, 7 Ekim saldırılarından sonra İsrail’in yaptığı soykırımlara karşı insanlığın vicdanının uyanışa geçmesidir. Artık hesap sorma vaktinin yaklaştığının göstergesidir.
Netanyahu'nun burada Türkiye'yi hedef alması, Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alması da bundan dolayıdır. Çünkü 7 Ekim’in hemen ertesi gününden itibaren, yani İsrail'in saldırıları başladığından itibaren en güçlü reaksiyonu ortaya koyan Türkiye'dir, Sayın Cumhurbaşkanımızdır, bizlerizdir.
Bu süreçte 7 Ekim'den bu yana katıldığım bütün uluslararası toplantılarda gördüğüm şudur. İlk başta biz reaksiyonumuzda yalnız kalıyorduk. Çoğu ülke siyonist lobinin gücünden korktuğu için gık dahi çıkaramıyordu, delegasyonlar susuyordu. Şimdi zaman içerisinde bunun hızlı bir şekilde nasıl yön değiştirdiğini gördük.
Hangi uluslararası toplantıya gidersek gidelim neredeyse İsrail lehine konuşacak tek tük ülke dışında kimse kalmadı. Herkes bizim ortaya koyduğumuz noktaya geldi. Bu aslında Türkiye'nin diplomasi alanındaki büyük bir başarısıdır.
Terörsüz Türkiye: İzleme Komisyonu
Meclis açılırken, Terörsüz Türkiye yasasında öngörülen izleme komisyonunun ne zaman ve nasıl kurulacağı merak ediliyor. Nasıl bir takvim planlıyorsunuz?
Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun oluşmasında nasıl müzakereci bir yöntem izlediysek bunda da aynı yöntemi izleyeceğiz. Orada bir rapor hazırlamak hatta yasal hazırlıkları, teklifleri yapmak gibi bir sorumluluğumuz vardı. Burada Meclisin sorumluluğu, tabiri caizse bir “üçüncü göz” olarak sürecin nasıl devam ettiğini millet adına takip etmektir, bunun izlemesini gerçekleştirmektir.
Bu süreçle ilgili uygulamaya dönük kararlar da bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığındaki Kurul tarafından alınacaktır. Biz komisyonu, ümit ediyorum en kısa süre içerisinde, oluştururuz. Mecliste grubu bulunan partilerin hepsinin temsil edileceği bir yapının olması, oluşması lazım.
Komisyon sahada da çalışacak mı?
Hayır. Sahada olup biteni izlemek devletin resmi güvenlik kurullarının görev ve sorumluluğu.
Bu yasada üç önemli emniyet sibobu var. Bunlardan birisi sahadaki gözlemler sonucu örgütün silah bıraktığı ve kendisini feshettiğinin tespit ve tescili, sonrasında Milli Güvenlik Kurulu kararının ortaya çıkması. Bu karar ortaya çıkmadan Mecliste 467 oyla kabul edilmiş olan yasa yürürlüğe girmeyecektir. Çok net.
İkincisi, bu söylediğiniz uygulamaya dönük olan hususların gerçekleştirilmesi, tek tek dosyaların incelenmesi Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında oluşan bakanlarımızın da içinde olduğu, devletin kurumlarının da içinde olduğu bu Kurul tarafından gerçekleştirilecek. Mecliste oluşacak olan izleme kurulu ise yürütmeye dönük herhangi bir görevi ve sorumluluğu olmayacak, sadece süreci izleyecek, gerekirse yasal düzenleme teklifleri üzerinde çalışacak.
Kurul alt komisyonlarını belirledi ama somut bir gelişme kamuoyuna yansımadı; izleme komisyonu da yaz boyunca kurulmadı. “Siyaset süreci ağırdan mı alıyor?” eleştirilerine ne diyorsunuz?
Bu alt komisyonlar, zaten yasal olarak kurula verilmiş yetkilerden birisidir. Kurul dilediği alt komisyonu kurar. Çünkü çok kapsamlı bir iş gerçekleştirilecek.
“Siyaset ağırdan mı alıyor?” meselesine gelince… Sürece ilişkin bir teklifi açık söyleyeyim 467 oyla kabul etmiş olan bir parlamento, Türkiye siyasetinin merkezi, Türkiye siyasetinin kalbi bu konuyu asla ağırdan almayacağını da deklare etmiş demektir.
Evet, 467 oy alındı, büyük bir destek var, kamuoyu desteği var… Ama bazı çevrelerin de bu işten hiç hoşlanmadığını, bu işin olmaması için seferber olduklarını gayet iyi biliyoruz. Onların da bu süreci akamete uğratmak için yapacağı, kullanacağı enstrümanlardan birisi de siyaseti itibarsızlaştırmaktır.
Allah aşkına dünyanın hangi yerinde siyaset bu kadar büyük bir sorumluluğu üstüne almıştır. Türkiye’de siyaset üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirdi, bundan dolayı katılan siyasi partilerin tamamına bir kez daha çok teşekkür ediyorum. Bir sürü riskler alındı. Rapor hazırlandı, yasa hazırlandı, kabul edildi… Kolaylıkla gelinmedi buralara.
Açıkçası her şey tıkır tıkır kendi süreci içerisinde işliyor. İnşallah örgüt bir an evvel silahları bıraktığını gösterir, bu tespit ve teyit edilir, tabi bundan daha da önemli olan şey zihinlerindeki silahları bırakırlar ve artık silahın olmadığı, sözün olduğu ve insanların birlikte barış içinde yaşadığı bir süreci başlatırız.
Meclis tatile girdikten sonra örgütten “Öcalan serbest bırakılmazsa silah bırakmayız” gibi açıklamalar geldi. Bu tür çıkışlar nasıl aşılacak?
Bu tür sözler, bu tür gereksiz açıklamalar olur. Ama az önceki sözü tesadüfen söylemedim. “Eldeki silahı bırakmak değil, zihinlerdeki silahı bırakmak.” Herkesin ayrılıkçı bir dil kullanmaktan vazgeçmesi, bazı çevrelerin de ayrımcı bir dil kullanmaktan vazgeçmesi lazım. Yeni dönem, hiç şüphesiz yeni bir dili gerektiriyor, yeni bir anlayışı gerektiriyor.
Türkiye kararını vermiştir. Terör meselesi en kısa süre içerisinde geride kalacaktır. Kim bu sürece çomak sokmaya çalışırsa kaybedecektir. Terörsüz Türkiye konusunda devletin bütün birimlerinin kararlılığı kesindir, buradan asla taviz verilmeyecektir.
Dünyadaki örneklere bakınca, örgütün feshi sürecinin yaklaşık iki yıl gibi kısa bir sürede bu noktaya gelmesini bekliyor muydunuz?
Dünyadaki bütün çatışma çözümleri süreçlerini biliyoruz, detaylı bir şekilde çalıştık. Bu kadar kısa süre içerisinde sonuç alınması, herhalde dünyadaki en önemli örnek Türkiye örneğidir. Burada, siyasetin devreye girmiş olması, müzakereci bir üslubun benimsenmiş olması, devlet kurumları arasında tam eksiksiz bir koordinasyonun temin edilmiş olması gibi birçok faktör söz konusu.
Ayrıca bölgesel gelişmeler de bu sürece çok ciddi destek vermiştir. Örneğin Suriye'de PYD'nin hızlı ve etkili bir şekilde Şara yönetimiyle entegre olma süreci Suriye'de PYD/YPG üzerinden oluşacak olan bir çatışma ortamını ortadan kaldırmıştır.
Ümit ediyorum ki Irak'ta da silahlı milislerin hızlı bir şekilde devlete entegrasyonu temin edilirse, bizim sadece Terörsüz Türkiye değil terörsüz bölge dediğimiz şey de yavaş yavaş gerçekleşmeye başlar.
Bu işten rahatsız olan başta İsrail olmak üzere birtakım provokatif unsurların varlığını biliyoruz. Herkes çok dikkatli olsun. Söz kolaydır, sözü herkes söyler, söylenen sözün eylem olarak bir karşılığı yoksa bir önemi yok. Mühim olan sahada bunların gerçekleştirilmesi, yürürlüğe geçmesi ve barış ve kardeşlik üzerine kurulu yeni bir dönemin tesis edilmesidir.
Teklifin Mecliste 467 “evet” oyuyla kabul edilmesini bekliyor muydunuz?
Çok büyük bir oy alacağını bekliyorduk ama bu beklentilerin üstünde bir rakamdır. Gerçekten çok iyi bir sonuçtur. Bildiğim kadarıyla parlamento tarihimizde de bu kadar yüksek oyla kabul edilen başka bir hukuki metin yoktur. Bu da partilerin nasıl güçlü bir destek verdiğini gösteriyor.
Bütün siyasi partiler tabanlarına gidiyor, konuşuyorlar. Terörsüz Türkiye meselesini, terörsüz bölge meselesini millet benimsemiştir. Siyaseten kim bunun dışında kalırsa halktan olumsuz yanıt alacağının farkında. Şimdi bu desteğin gereğini yerine getirmemiz lazım.
Yeni anayasa: “Bu Meclis yeni anayasayı yapabilir”
Aynı uzlaşıyı sivil anayasada da görecek miyiz? Bu Meclis yeni anayasayı yapabilecek güçte mi? Erken seçim gündemde mi?
Hatırlarsanız 28. Dönem’in ilk açılışında, ilk Meclis Başkanı seçildiğimde yaptığım konuşmada şunu söyledim. “ 28. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeni bir anayasa yapması bakımından en elverişli Meclistir.”
Mecliste 7 siyasi parti grubu var. Bu sayı 6 idi 7 oldu. Mecliste temsil edilen 15 siyasi parti var ve temsil oranı %99. Oy veren hemen hemen herkes Mecliste temsil ediliyor. Şimdiye kadar böyle bir meclis konfigürasyonu oluşmadı. Bu çok değerlidir, çok önemlidir.
Türkiye'nin sivil, çağdaş, kapsayıcı, kuşatıcı, demokratik yeni bir anayasaya ihtiyacı var, bu elzemdir. Türkiye demokrasisinin kusursuz işleyebilmesi için önemli adımlardan birisidir. Bu Meclisin bunu yapma gücüne, kudretine sahip olduğu kanaatindeyim. Bazılarının konuştuğu “kurucu Meclis” gibi tartışmaları tamamıyla antidemokratik bulurum. Bu Meclis, yeni anayasayı yapabilir. Ayrıca tam da zamanıdır.
“Erken seçim” ifadesini kullanıyoruz ama hukuki olarak seçim yenilenmesi meselesi… Onun da nasıl olacağı bellidir. Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 360'tan fazla milletvekili seçimi yenilemek isterse ve hangi tarihte yenilemek isterse o yenileme süreci başlamış olur. Ayrıca seçimin yenilenmesi meselesi, siyasi iklim meselesidir. Şu anda Türkiye'nin gündeminde etkin olan, hakim olan siyasi gündem, seçimin yenilenmesi değildir.
28. Dönem sona yaklaşıyor. Kalan sürede yeni anayasa için inisiyatif alacak mısınız, bunu bu yasama yılında görebilecek miyiz?
Anayasadan daha zor bir meseleyi, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nu başarmış bir Meclis, çok daha zor bir konuda ittifakı temin etmiş olan bir Meclis niye yeni anayasada bir uzlaşı sağlamasın? Ben de bu konuda üzerime düşen her türlü sorumluluğu yerine getiririm.
Bu bir iklim meselesi. İklim oluştuğunda tabi ki… Zaten şu anda bu söylediğim de doğrudan bir adımdır. Partilere ve Türkiye kamuoyuna çağrıda bulunuyorum aslında.
Bir de bu yıl şöyle bir özelliğimiz de var. Meclis-i Mebusan'ın, yani Türkiye’nin ilk anayasasının üzerinden tam 150 yıl geçmiş. 150 yılda Türkiye çok büyük bir anayasacılık tecrübesine sahip, büyük bir birikimi olan ülke. Niye Türkiye 150’nci yılda yepyeni bir anayasa yapamasın?
Uzlaşıda tıkanma hep yönetim sistemi konusunda yaşanıyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yeniden tartışılabilir mi?
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin büyük oranda oturduğu kanaatindeyim. Halk tarafından da kabul gördüğü kanaatindeyim. Dolayısıyla bu sistemi fiilen millet onaylamış oldu. Ama daha evvel de Cumhurbaşkanlığı bünyesinde çalışmalar yapıldı, diğer siyasi partilerin teklifleri mutlaka olacaktır; aksayan, eksik yönleri, revize edilmesi gereken yönleri tabi ki gündeme getirilebilir.
Ayrıca bir anayasa yapmaktan bahsediyorsak, hele hele anayasada belli köklü değişikliklerden bahsediyorsak bunun yolu masaya herkesin getirdiği fikirlerde uzlaşmaktır. Bunun için de partiler kendileri açısından kırmızı çizgileri ortaya koyarlar, eğer o kırmızı çizgilerin olmadığı alanlarda bir uzlaşı çıkarsa, ortaya bir mutabakat metni de çıkar diye düşünüyorum. Zor… Ama dediğim gibi daha zor olanı başarmış bir Meclis’te konuşuyoruz.
Sayın Bahçeli, Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarının değiştirilmesini önerdi. Siz ne düşünüyorsunuz?
Bu teklifi, doğru ve yerinde bir teklif olarak telakki ediyorum. Siyasi hayatım boyunca şuna inanmış birisiyim. Bir ülkenin demokratik topografyasını dört yasal metin ortaya koyar. Anayasası, siyasi partiler yasası, seçim yasası ve Meclis İçtüzüğü…
Bu dört metnin demokratik bir revizyona ihtiyaç duyduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla bu Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasasının değiştirilmesi teklifini son derece olumlu ve yerinde buluyorum.
Göreve geldiğinizde “ilk işim İçtüzük” demiştiniz. Bu çalışma ne aşamada?
Onun ön hazırlıklarını da yaptık. Siyasi gündeme gelemedi ama ilk işimiz… Mecliste grup sayısı arttı. Meclis Genel Kurulu çalışmalarına Salı günü 15.00’te diğer günler 14.00’te başlıyor. Saat 20.00, hatta 21.00’e kadar herhangi bir yasa görüşmesine başlanamıyor. Bu olmaz.
Biz iç tüzük için detaylı çalışmalar yaptık. Hatta bütün tartışmalar yapılsın ve haftanın bir günü de sadece oylama günü olsun hangi yasa çıkacaksa dedik. Bunların hepsi çalışıldı ama bir türlü gerçekleştiremedik.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, dünyanın en uzun çalışan, en ciddi çalışan, en kesintisiz çalışan parlamentolarından birisi Türkiye Büyük Millet Meclisi. Ama verimlilik açısından Türkiye Büyük Millet Meclisi nasıl diye sorarsanız, o konuda aynı şeyi söyleyemiyoruz maalesef. Derdimiz bu çalışmaların daha verimli halde olmasını temin etmektir. Yoksa A partisinin ya da B partisinin sözünün kesilmesi, kısılması değildir.
Mekke Savunma Anlaşması
Mekke Savunma Anlaşması ABD'de de gündem oldu; Husilerin Suudi Arabistan'a saldırısı anlaşmanın bir sınavı olarak yorumlanıyor. Anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz, Meclise gelecek mi?
Mekke Savunma Anlaşması’nı, Husilerin yaptığı söylenen bu saldırı üzerine kurulduğu fikrinin çok yanlış olduğunu düşünüyorum.
Suudi Arabistan bölgenin büyük ülkelerinden birisi, Pakistan aynı şekilde büyük ülkelerden birisi, Türkiye aynı şekilde bölgenin en önemli ülkesi… Bölgedeki gelişmelere bakın. Bu bölgedeki en büyük istikrarsızlık kaynağı, İsrail'in saldırılarıdır. İsrail, Filistin'e saldırdı, Lübnan'a saldırdı, Suriye'ye saldırdı, Irak'a saldırdı, Yemen'e saldırdı, Katar'a saldırdı, diğer ülkelere saldırdı. Yani İsrail'in saldırılarından hiçbir şekilde bölge ülkelerini koruyacak bir mekanizma yok.
Bölge ülkeleri açık bir tehditle karşı karşıya. Dolayısıyla Mekke Savunma Anlaşması aslında bölge ülkelerini şimdiye kadar korunamadıkları saldırılardan koruyabilmek için gündeme gelmiş olan bir anlaşma. Henüz fikir safhasında. Evet, anlaşma imzalandı, ortaya bir sonuç çıktı, genel sekreteri atandı, çok taze bir gelişme.
Ümit ediyorum ki bu anlaşma genişleyerek devam etsin. Diğer bölge ülkelerinin de içinde olduğu, hatta ve hatta geniş İslam coğrafyasından ülkelerin de katkı sunduğu bir ortak şemsiye haline dönsün. Böyle baktığınız zaman zaten Mekke Savunma Anlaşması ilk andan itibaren söylenildiği gibi herhangi bir savunma paktına alternatif değildir, herhangi bir devlete de karşı yapılmış bir anlaşma değildir.
Tabi ki Türkiye'de bir uluslararası anlaşmanın nasıl yürürlüğe gireceği belli. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelen bir şey yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine gelmesi doğaldır.
Öne Çıkan İlanlar
Sponsorlu
Benzer Röportajlar
Doha Büyükelçisi Mustafa Göksu veda ederken: Türkiye ile Katar'ı ortak bir kader bağlıyor
Cabir el-Harami, Avatıf bin Ali (Al-Sharq)
- 23.09.2026
Adalet Bakanı Akın Gürlek Sabah'a konuştu: Fon soruşturmasında el konulan varlıklar mağdurlara aktarılacak
Abdurrahman Şimşek (Sabah)
- 04.10.2026
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler Global Business Press'e konuştu: 2035 hedefleri, KAAN ve Türkiye–Azerbaycan savunma iş birliği
Global Business Press
- 04.10.2026
Öne Çıkan Haberler
İş İlanları
The Turkiye Times'ten Haberdar Olun
Özel haberler, gelişmeler ve duyurular hakkında bilgi almak için abone olun. Sizi bilgilendireceğiz.
Kaydolarak Gizlilik Politikamızı kabul etmiş olursunuz











