ABD ile İran arasında, yıllardır süren gerginliğin en kritik başlığı olan nükleer program için 60 günlük yeni bir müzakere penceresi açılıyor. Geçici anlaşmanın cuma günü İsviçre’de resmen imzalanması bekleniyor.
Anlaşma çerçevesinde Hürmüz Boğazı'nın küresel petrol sevkiyatına yeniden açılması, İran’a ise uyum adımlarına bağlı aşamalı ekonomik teşvikler sağlanması öngörülüyor. İki tarafın da bu süreçte İran’ın nükleer programının geleceği üzerinde yoğun görüşmeler yürütmesi planlanıyor.
Washington’da temkinli iyimserlik, Kongre’de sert şüphe
ABD Başkanı Donald Trump, girişimin İran’ın nükleer silah edinmesini önlemek için başlatıldığını söyledi. Trump, Tahran’ın nükleer hedeflerini bölgesel istikrar açısından temel tehdit olarak gördüğünü vurguladı.
Buna karşın çok sayıda senatör, analist ve bölgesel müttefik, bu kadar kısa sürede kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının zor olduğunu savunuyor. Eleştiriler, özellikle teknik ayrıntıların karmaşıklığına ve sürenin darlığına odaklanıyor.
2015’te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın 18 aydan uzun sürede, çok taraflı ve yoğun diplomasiyle tamamlandığı hatırlatılıyor. Yeni süreçte ise benzer bir sonuca çok daha kısa sürede ulaşılması bekleniyor.
Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, İran’ın uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurup durdurmayacağı konusunda kuşkulu olduğunu söyledi. Graham, iyi bir anlaşmanın neye benzeyeceği sorusunun hâlâ açık kaldığını dile getirdi.
Washington Institute for Near East Policy’den David Schenker de sürecin teknik yönlerine dikkat çekti. Schenker, nükleer diplomasinin ayrıntılara hâkim uzmanlar ve uzun soluklu bir koordinasyon gerektirdiğini belirtti.
Adım adım gevşeme, yaptırım karşılığı ilerleme
ABD tarafı, kademeli yöntemin baskı aracı oluşturmak için seçildiğini savunuyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’ın yalnızca doğrulanabilir adımlar atması halinde yaptırım hafifletmesi ve diğer teşvikleri alacağını söyledi.
Vance, "İnsanların ne yaptığına bakıyoruz. Bu anlaşmanın yapısı da şu: Onlar daha fazla adım attıkça daha fazla kazanıyorlar" dedi. ABD yönetimi, İran’ın verdiği güvencelere ise ihtiyatla yaklaşıyor.
İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu savunmayı sürdürüyor. Buna karşın anlaşmanın yalnızca uranyum zenginleştirme, santrifüj geliştirme ve ağır su üretimi gibi teknik başlıklarla sınırlı kalıp kalmayacağı belirsizliğini koruyor.
Eski Başkan Barack Obama döneminde yürürlüğe giren anlaşma, İran’ın nükleer faaliyetlerine sınırlamalar getirirken karşılığında milyarlarca dolarlık yaptırım rahatlaması sağlamıştı. Ancak Donald Trump, 2018’de bu anlaşmadan çekilmiş ve bunu "şimdiye kadar müzakere edilen en kötü anlaşma" diye nitelemişti.
Kongrede denetim çağrısı yükseliyor
Yeni süreç, ABD Kongresi’nde de yakından izleniyor. Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz, son kararın Kongre’de olması gerektiğini savunurken, Senatör John Kennedy İran’ın taahhütlere uyacağına dair derin şüphe taşıdığını söyledi.
Demokrat Senatör Tim Kaine ise önceki diplomatik çerçevelerin teknik açıdan bir temel oluşturabileceğini belirtti. Kaine, buna rağmen mevcut sürenin kısa, mevcut heyetin ise sınırlı deneyimli olduğuna işaret etti.
Önceki görüşmelerde deneyimli diplomatlar ve teknik uzmanlar görev almış, Viyana merkezli yoğun çok taraflı koordinasyon yürütülmüştü. Eleştirmenler, bugünkü ekipte benzer bir derinliğin bulunmamasının kritik başlıkları zamanında çözmeyi zorlaştırabileceğini düşünüyor.
Sürecin önündeki bir başka başlık da anlaşmanın yalnızca nükleer dosyayla mı sınırlı kalacağı, yoksa İran’ın balistik füze programı, bölgesel vekil güçlere desteği ve iç siyasi baskı düzeni gibi alanları da kapsayıp kapsamayacağı sorusu. Avrupa ve Orta Doğu’daki müttefikler için bu konular ayrı önem taşıyor.
Middle East Institute’ten Brian Katulis ise tam ölçekli bir uzlaşmaya ulaşmanın zor olduğuna dikkat çekti. Katulis, anlaşmanın asıl olarak yeni bir çatışmayı büyütmek yerine mevcut tabloyu toparlama çabası olduğunu söyledi.
İsviçre’de beklenen imza öncesinde gözler, 60 günlük diplomatik takvimin iki taraf arasındaki güvensizliği aşmaya yetip yetmeyeceğine çevrildi. Sürecin sonucu, geçici çerçevenin kalıcı bir nükleer mutabakata dönüşüp dönüşemeyeceğini gösterecek.