Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, ABD ile yürütülen müzakerelerde ilerleme kaydedilmediğini, görüşmelerin çıkmaza girdiğini açıkladı. Rodriguez, Salı günü düzenlediği basın toplantısında, "Küba ve ABD hükümetleri arasındaki görüşmeler hiçbir ilerleme kaydetmiyor" dedi.
Rodriguez, Başkan Donald Trump'ın ikinci döneminde Küba üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, "ABD hükümet heyetlerinin genellikle saygılı tutumuna, Küba'ya yönelik sürekli tehditler, zorlayıcı tedbirler ve bağımsızlığımıza hakaret eden ifadeler eşlik etti" ifadelerini kullandı.
ABD'nin akaryakıt ablukası ve askeri tehdit
ABD, 1960'lardan bu yana Küba'ya kapsamlı bir ticaret ambargosu uyguluyor. Trump yönetimi, Ocak ayında ülkeye akaryakıt sağlayan ülkelere tarifeler uygulama tehdidiyle Küba'nın yabancı petrol tedarikini fiilen kesti. Trump ayrıca, ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşının sona ermesinin ardından Küba'ya askeri harekât düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtti.
Mart ayında Kübalı yetkililer, Trump yönetimiyle müzakerelerin başladığını doğrulamış, ancak görüşmelerin ayrıntıları kamuoyuna yansımamıştı. Kısa süre sonra basına yansıyan raporlarda Trump'ın, Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel'in istifasını talep ettiği öne sürüldü. Küba hükümeti bu talebi reddetti.
BM Genel Kurulu oturumu ve ABD'nin baskısı
Rodriguez, Washington'ın 7 Temmuz'da BM Genel Kurulu'nda yapılması planlanan ve ABD'nin Küba ambargosunu tartışacak oturumu engellemeye çalıştığını iddia etti. Bakan, "ABD'nin Küba'ya yönelik çok yönlü saldırısı halihazırda devam ediyor ve şiddetleniyor" diyerek oturumun acil olduğunu vurguladı.
Rodriguez, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın BM üyelerini oturuma katılmamaları için baskı ve sindirme yoluyla etkilemeye çalıştığını söyledi. BM'de neredeyse her yıl ezici çoğunlukla kabul edilen sembolik karar, ABD'nin Küba ambargosunun sonlandırılmasını talep ediyor.
Küba'nın adımları ve reformlar
Trump yönetiminin baskı kampanyasını başlatmasının ardından Küba, insan hakları kaygılarına yanıt vermek amacıyla adımlar attı. Nisan ayında "insani jest" olarak 2 bin 10 mahkum affedilirken, eleştirmenler bu salıvermenin "otoriteye karşı suç"tan hapis yatan siyasi muhalifleri kapsamadığını belirtti.
Bu ayın başında Küba Komünist Partisi, acil ekonomik paketin bir parçası olarak serbest piyasa reformlarını onayladı. Özel girişim ve yabancı yatırım fırsatlarını genişleten bu adımlar, ekonominin devlet denetimini gevşetiyor. Ancak Küba, siyasi modelinin tartışmaya kapalı olduğunu ve olası bir ABD istilasına direneceğini ilan etti.
Enerji krizi ve insani etkiler
Büyük ölçüde dışa bağımlı olan Küba enerji şebekesi, Ocak ayından bu yana yalnızca Mart ayında bir Rus tankerinden yakıt alabildi. Akaryakıt kıtlığı, 40 saate varan elektrik kesintilerini ağırlaştırdı; toplu taşıma durma noktasına geldi, hastaneler elektrik bulmakta güçlük çekiyor.
Rodriguez, basın toplantısında ABD yaptırımlarının Küba'da "ölümlere yol açtığını" söyledi. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de geçen hafta yaptığı açıklamada bebek ölüm oranının binde 9,9'a ikiye katlandığını belirterek, "Doktorlar temel tıbbi malzeme ve ilaca erişemediği için çocuklar ölüyor. Bu kabul edilemez. Yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır" ifadelerini kullandı.
ABD'den artan yaptırımlar
Trump ve Küba kökenli ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, üzerindeki baskıyı sürdürüyor. Haziran başında ABD, Devlet Başkanı Diaz-Canel'i, eşini ve üvey oğlunu, ayrıca eski lider Raul Castro'nun oğlu ve torununu yaptırım listesine aldı. Geçen ay Trump yönetimi, 1996'da iki sivil uçağın düşürülmesindeki rolü nedeniyle Fidel Castro hakkında tutuklama emri çıkardı.
Rubio, Küba'daki insani krizin sorumlusunun "on yıllardır altyapıya yetersiz yatırım yapan komünist liderler" olduğunu savundu ve "Küba halkı akaryakıt kıtlığı ve elektrik kesintileriyle mücadele ederken, komünist liderler enerji kaynaklarını kendi ceplerini doldurmak için yönlendirdi" dedi.
Küba'nın akaryakıt ablukası altında beşinci ayına girdiği belirtiliyor.