Basit bir kan testi, Alzheimer hastalığı açısından daha yüksek risk taşıyan kişileri belirtiler ortaya çıkmadan yıllar önce belirlemeye yardımcı olabilir. Ancak uzmanlar, bu yöntemin henüz tek başına tanı koyan ya da genel taramada kullanılabilecek bir araç olmadığını söylüyor. Kaliforniya Üniversitesi San Francisco’da (UCSF) çalışan araştırmacılar, kandaki Alzheimer ile ilişkili bazı proteinlerin demansı olmayan orta yaşlı yetişkinlerde düşünme ve hafıza becerilerindeki küçük farklılıklarla bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Araştırma ekibi, bu tür kan belirteçlerinin bu yaş grubundaki hafif bilişsel farklarla birlikte gösterildiğinin ilk kez ortaya çıktığını belirtiyor. Çalışmanın kıdemli yazarı Kristine Yaffe, biyobelirteç taşıdığını öğrenen bazı kişiler için bu testlerin, Alzheimer’ın başlamasını geciktirebilecek müdahalelere erken başlama fırsatı sunabileceğini söyledi. Uzmanlara göre erken dönemde riskin görülmesi, ileride uygulanabilecek önlemler için önemli bir kapı aralayabilir. Araştırmacılar, 53 ile 69 yaş arasındaki 1. 350 yetişkinin kan örneklerini inceledi. Çalışmada Alzheimer’ın ayırt edici özellikleri arasında yer alan amiloid ve tau proteinlerine bakıldı. Katılımcıların yüzde 6’sında bu iki proteinin de yüksek düzeylerde olduğu saptandı. Bu grupta demans bulunmamasına rağmen, trafik ışıklarına ya da konuşmalara yanıt verme hızlarının daha düşük olduğu görüldü. Aynı kişiler, plan yapma, organize olma ve işleri sürdürme gibi görevlerde de daha fazla zorlandı. Beş yıl sonra yapılan yeniden testte, Alzheimer ile ilişkili protein düzeyleri yüksek olanların sözel hafıza ve bilgi işleme hızında daha hızlı düşüş gösterme olasılığının daha yüksek olduğu belirlendi. Bilim insanları, bu sonuçların kan testlerinin doktorlara Alzheimer riskini mevcut yöntemlere kıyasla daha erken ve daha kolay saptamada yardımcı olabileceği yönündeki beklentileri güçlendirdiğini ifade ediyor. Buna karşın doktorlar, çalışmayı araştırma açısından değerli bulduklarını, fakat testlerin henüz tarama amacıyla kullanıma uygun olmadığını vurguluyor. Edinburgh Üniversitesi’nden Nörodejenerasyon Profesörü Tara Spires-Jones, bu tür testlerin yanlış anlaşılabileceğine dikkat çekerek, kandaki proteinlerin varlığının doğrudan Alzheimer tanısı anlamına gelmediğini söyledi. Spires-Jones, bu bulguların yalnızca beyinde neler olduğuna dair bir işaret sunduğunu, ancak genel tablonun küçük bir parçası olduğunu belirtti. Ona göre bu yöntem, tek başına teşhis aracı olarak değerlendirilemez. Söz konusu testler şu anda ABD’de yalnızca belirtileri olan kişiler için onaylı durumda. Ayrıca bu testler sadece Alzheimer hastalığını saptamak üzere tasarlanıyor; diğer demans türlerini göstermiyor. Araştırmacılar, bazı demans risk faktörlerinin değiştirilebilir olmasının erken tespiti daha da önemli hale getirdiğini söylüyor. Fiziksel hareketsizlik, sigara kullanımı, depresyon, kötü kalp sağlığı ve düşük bilişsel aktivite bu faktörler arasında sayılıyor. Yaffe’ye göre değiştirilebilir risklerin ele alınmasıyla demans vakalarının yüzde 40’a kadarının geciktirilmesi ya da önlenmesi mümkün olabilir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2021 yılında dünya genelinde 57 milyon kişi demansla yaşıyordu ve her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vaka ortaya çıkıyor.