Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan "Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması"nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. Üç maddelik teklifin anlaşmanın onaylanmasını öngören birinci maddesi bir önceki oturumda kabul edilmişti. Bugünkü oturumda yürürlüğe ilişkin diğer iki madde görüşüldü ve ardından teklifin tümü elektronik oylamaya sunuldu.
Oylamada toplam 398 oy kullanıldı. Teklif, 119 ret oyuna karşılık 279 kabul oyuyla kabul edildi; çekimser, geçersiz ya da boş oy kullanılmadı. Kanunun Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla anlaşmanın onaylanması için Cumhurbaşkanı'na yetki verilmiş olacak.

Mekke'de imzalanmıştı
Anlaşma, 7 Ağustos 2026'da Mekke'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanmıştı. Onaya ilişkin kanun teklifi ekim ayında TBMM Başkanlığına sunulmuş, 27 Ekim'de TBMM Dışişleri Komisyonu'nda kabul edilmişti. Komisyondaki oylamada AK Parti, MHP ve CHP kabul oyu verirken YENİ Parti, İYİ Parti ve DEM Parti ret oyu kullanmıştı.
Suudi Arabistan ile Pakistan, Eylül 2025'te ikili bir stratejik karşılıklı savunma anlaşması imzalamıştı. Mekke Anlaşması ile bu iş birliğine Türkiye'nin de katıldığı üçlü bir savunma çerçevesi oluşturuldu. Türkiye ile Pakistan arasında savunma sanayii ve askeri eğitim alanlarında uzun yıllara dayanan yakın bir iş birliği bulunuyor; Ankara ile Riyad arasındaki savunma temasları da son yıllarda belirgin şekilde arttı.
Kolektif savunma kendiliğinden işlemeyecek
16 maddelik anlaşmanın ikinci maddesine göre taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı bir silahlı saldırı, tüm taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecek. Maddede, taraflardan birinin başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa uğraması halinde, tarafların birbirlerine sağlayabilecekleri karşılıklı yardım imkanlarının tamamını kullanarak saldırıya uğrayan tarafa derhal yardım edeceği belirtiliyor. Bu yardım, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinin tanıdığı meşru müdafaa hakkı çerçevesinde, ihtiyacın objektif değerlendirilmesinin ardından sağlanacak.
Anlaşmaya göre taraflar, BM Şartı'ndan kaynaklanan savunma haklarını kullanırken kendi anayasal yükümlülükleri, milli mevzuatları ve yetkili makamlarının kararları çerçevesinde hareket edecek. Kolektif savunma hükmünün uygulanması kendiliğinden işlemeyecek; bu konudaki kararlar istişareler sonucunda mutabakatla alınacak. AK Parti'den Fuat Oktay da görüşmelerde, anlaşmanın otomatik olarak asker gönderilmesi anlamına gelmediğini, yurt dışına Türk Silahlı Kuvvetleri gönderilmesine Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca yine TBMM'nin karar vereceğini vurgulamıştı.

Ortak tatbikat, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayii
Anlaşmanın altıncı maddesinde taraflar, savaşta ve barışta savunma yeteneklerini geliştirmek amacıyla savunma kurumları arasında personel değişimi, ortak eğitim programları ve tatbikatlar ile silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini artıracak konuşlanma ve faaliyetleri teşvik edecek. Dokuzuncu maddeye göre ise taraflar, bilgi güvenliği ve gizlilik kurallarına riayet ederek karşılıklı mutabakatla belirlenen güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşımında bulunacak.
Terörizmin tüm çeşit ve tezahürleriyle mücadelede operasyonel düzey dahil iş birliğinin güçlendirilmesini de öngören anlaşma, savunma sanayii alanında teknoloji paylaşımı, ortak araştırma-geliştirme ve ortak üretimi destekliyor. Üç ülkenin savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarından oluşacak bir komitenin kurulması da planlanıyor.
Süresiz yürürlükte kalacak
Anlaşmanın 16. maddesine göre anlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacak. Taraflar, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren 10 yıl geçmeden anlaşmadan çekilemeyecek; bu sürenin ardından çekilmek isteyen taraf, niyetini en az üç ay önceden diğer taraflara diplomatik kanallardan yazılı olarak bildirecek.
Anlaşmanın genel gerekçesinde, tamamen savunma odaklı olan düzenlemenin herhangi bir ülkeyi hedef almadığı vurgulanıyor. Gerekçeye göre anlaşmayla bölgesel sahiplenme anlayışı temelinde bölge ülkeleri arasında stratejik diyaloğun ve karşılıklı güvene dayalı birlikte çalışma kültürünün güçlendirilmesi, Orta Doğu'da ve ötesinde iş birliğine ve kolektif caydırıcılığa dayalı bir güvenlik yaklaşımının tesis edilmesi ve bölgenin sorunlarına bölge içinden çözümler üretilmesi hedefleniyor. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de görüşmeler sırasında anlaşmanın Suudi Arabistan'a yönelik olası saldırılara karşı caydırıcı bir unsur olacağını belirtmişti.
Fotoğraflar: NTV, Anadolu Ajansı, Wikimedia Commons