- BIST10012.151-%0,94
- DOLAR49,22%0,00
- EURO55,21+%0,28
- GRAM ALTIN6.638,99-%0,49
- FAİZ%37,00-1,00
- BİTCOİN82.434-%1,48
- 12 Ekim 202619°
- BIST10012.151-%0,94
- DOLAR49,22%0,00
- EURO55,21+%0,28
- GRAM ALTIN6.638,99-%0,49
- FAİZ%37,00-1,00
- BİTCOİN82.434-%1,48
- 12 Ekim 202619°
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Ortadoğu Analiz’e konuştu: Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge ve Türkiye modeli
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, ORSAM’ın yayını Ortadoğu Analiz dergisinin Eylül-Ekim 2026 sayısına verdiği röportajda Terörsüz Türkiye sürecinde Meclisin rolünü, “Terörsüz Bölge” vizyonunu, “Türkiye modeli”nin Suriye ve Irak için anlamını, sürecin kalıcı olması için aşılması gereken eşikleri ve bu dönemin Cumhuriyet tarihine bırakacağı mirası değerlendirdi.
“Yeni safhada Meclise üç mesuliyet düşüyor”
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Başkanı olarak, “Terörsüz Türkiye” sürecinin merkezinde TBMM’nin yer alması sizin için ne ifade ediyor? Meclisin sürece dâhil olması, önceki çözüm arayışlarından farklı olarak sürecin siyasal ve toplumsal meşruiyetini güçlendiriyor mu? Bundan sonra TBMM’ye hangi sorumluluklar düşüyor?
Türkiye Büyük Millet Meclisinde icra edilen çalışmalar meselenin tek başına bir güvenlik konusu olmadığı ve sürecin millî iradenin açık denetiminde ilerletilmesi anlamına geliyor.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 5 Ağustos 2025’te başlayan toplantıları, 21 oturum boyunca farklı siyasi kanaatleri ve toplumsal kesimleri aynı masa etrafında buluşturmuştur. Komisyon toplantılarında konuşanların sözü kısıtlanmamış, acılar yarıştırılmamış ve tüm fikir, tavsiye ve çekinceler dikkatle kayıt altına alınmıştır.
18 Şubat 2026’da büyük bir uzlaşıyla kabul edilen komisyon raporu ve 10 Ağustos 2026 günü 467 milletvekilinin desteğini alan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanunu, güçlü toplumsal talebin parlamenter iradeye dönüşmesidir.
Bu sürecin önceki çözüm arayışlarından ayrılan esas vasfı, mecliste yer alan partilerin neredeyse tamamının sürecin her aşamasında yer almasıdır. Böylece, partiler eliyle milletin siyasi sahipliği sağlanmıştır. Tüm görüşler millî egemenlik çatısı altında görünür hâle gelmiştir. Kaygı bildiren yurttaşın sözü de milletin iradesinin içinde değerlendirilmiştir.
Gerek komisyon çalışmaları gerek raporun hazırlanma süreci gerekse yasanın kabul edilme safhası TBMM’nin gücünü ve demokratik etkisini göstermesi bakımından tarihî öneme sahiptir. Ayrıca, dünyadaki çoğu çatışma çözümleri örneğinden farklı olarak harici bir “üçüncü göz”e ihtiyaç duyulmamış ve millî bir imkân olarak meclisin gücünden yararlanılmıştır.
Yeni safhada Meclise üç mesuliyet düşüyor. İlki, kanunun tatbikini kurulacak İzleme Komisyonu eliyle takip etmektir. İkincisi, güvenlik kurumlarının, terör örgütünün feshi ve silahsızlanmasına ilişkin yapacağı tespitler ile yürütmenin dosya bazındaki kararlarını hukuk ölçüsü içinde izlemektir. Üçüncüsü, ihtiyaç duyulacak yeni yasal düzenlemeler olduğu takdirde bu konuları mutabakatla ele almak için çalışmaktır.
Kanun kapıyı açmıştır. Kalıcı neticeyi adil uygulama, yargısal güvence ve siyasi nezaket sağlayacaktır. Meclisin vazifesi, Türk’ün gururu ile Kürt’ün onurunu aynı hukukta koruyan müşterek hayatı kurumsal hâle getirmektir.
“Coğrafyamız mezhepçi ayrışmalar ve etnik fay hatları üzerinden uzun süredir parçalanmaya çalışılıyor”
“Terörsüz Türkiye” olarak başlayan süreç kısa sürede “Terörsüz Bölge” vizyonuna dönüştü. Bu vizyon sizin için ne anlama geliyor? Bu hedefe ulaşmak için bölge ülkeleri ve bölgedeki aktörlerle birlikte atılması gereken kritik adımlar neler?
Terörsüz Bölge vizyonu, Türkiye’de elde edilen huzur ve sükûnetin hudutlarımızdan ibaret olmayacağını ifade ediyor. Coğrafyamız mezhepçi ayrışmalar ve etnik fay hatları üzerinden uzun süredir parçalanmaya çalışılıyor. İsrail hükümetinin Gazze soykırımı ve çevresindeki ülkelere yönelen saldırganlığı, iç kalemizi tahkim etmenin önemini daha da artırıyor. Türkiye birlik ve beraberlik içinde kardeşlik hukukunu kuvvetlendirdikçe, bölgemizde uygulamaya konulan parçalanma projelerine karşı daha tesirli bir merkez hâline gelecektir.
Bölgemizde atılacak ilk kritik adım, devlet dışı silahlı yapıların meşru siyasal aktör muamelesi görmesine son verilmesidir. Irak’ın, İran’ın, Suriye’nin ve Lübnan’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve yurttaşlarının eşitliği ortak ilke sayılmalıdır. İkinci adım, sınır güvenliği, istihbarat paylaşımı ve yasa dışı finansman ağlarının kesilmesi alanlarında daimî bölgesel iş birliğidir. Üçüncü adım ise siyasi katılımı derinleştiren ve yerel aidiyetleri anayasal düzen içinde teminat altına alan uzlaşma zemininin güçlendirilmesidir.
Güvenlik tedbirleri iktisadi ve toplumsal bir çerçeveyle tamamlanmalıdır. Ticaret yolları, enerji hatları, su kaynakları, göç yönetimi ve yeniden imar, rekabet sahası olmaktan çıkarılıp müşterek menfaatlere bağlanmalıdır.
Bölge halklarının kaderdaşlığı, bölge dışında çizilen çatışma senaryolarından çok daha köklüdür. Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Fars’ın ve tüm inanç topluluklarının emniyeti, selameti ve geleceği birbirine bağlıdır.
Terörsüz Bölge hedefimiz, egemen devletlerin adalet, karşılıklı saygı ve iş birliği temelinde kuvvetlenmesini esas alır. Terörsüz Bölge hedefimiz bir asır önce emperyalistlerin paramparça ettiği bölgemizde dağılan parçaları yeniden bir araya getirme, birleştirme, bütünleştirme çabasıdır.
“Türkiye modeli, dışarıdan ithal edilmiş hazır bir reçete değildir”
“Türkiye modeli” olarak tanımladığınız yaklaşımın temel unsurları neler? Bu tecrübe, Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki çatışmaların çözümünde nasıl bir model olabilir?
Türkiye modeli, dışarıdan ithal edilmiş hazır bir reçete değildir. Kendi tarihî müktesebatımızdan, anayasal nizamımızdan ve maşeri vicdanımızdan doğan bir usul siyasetinin yansımasıdır. Başarı sağlandığında ülkemiz, çatışmayı dondurmakla iktifa etmeyen, çatışma üretme zeminini ortadan kaldıran bir tecrübe sunacaktır.
Ana unsurları siyasi kararlılık, çok partili sahiplenme, açık müzakere, doğrulanabilir silahsızlanma, hukuki belirlilik, yargı güvencesi ve parlamenter gözetimdir. Şehit aileleri ile gazilerin hassasiyetini gözetirken evladını çatışmada kaybeden annelerin feryadını da duyabilmek, modelin ahlaki muvazenesidir.
Yaklaşımın ayırt edici yönü, silah bırakmayı tek başına nihai hedef saymamasıdır. Silahın gölgesinden kurtulan siyasetin alanı genişleyecek, siyasette sözün itibarı yükselecek, yurttaşların talepleri demokratik siyaset ve sivil toplum kanallarında karşılık bulacaktır.
Devletin temel nitelikleri, üniter yapı ve resmî dil tartışmaya açılmadan, vatandaşlık bağları kuvvetlendirilecektir. Güvenlik ile hürriyet, beka ile adalet, kamu düzeni ile insan haysiyeti birbirine rakip sayılmayacaktır.
Suriye ve Irak için teklifimiz, Türkiye’deki çalışmaların birebir kopyalanması olamaz. İki ülkenin tarihî ve toplumsal şartları ayrıdır. Aktarılabilecek olan usuldür. Silahlı yapıların tasfiyesi teyit edilmeli, siyasal katılım meşru kurumlara taşınmalı, meşru kuvvet kullanma yetkisi kamu otoritesinde toplanmalı ve muhtelif kimlikler eşit yurttaşlık içinde korunmalıdır. Müzakerenin yerli aktörlerce sahiplenilmesi, dış vesayetin sınırlandırılması ve uygulamanın bağımsız hukuk denetimine açık tutulması gerekir.
Aşılması gereken kritik eşikler
“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedefinin geçici olmayıp geri döndürülemez ve kalıcı bir kazanıma dönüşmesi için aşılması gereken en kritik eşikler neler?
İlk eşik, örgütün bütün unsurlarıyla feshedildiğinin ve silahların bütünüyle devreden çıkarıldığının yetkili güvenlik birimlerince tereddüde yer bırakmayacak biçimde tespitidir. Kanuni süreç, bu tespit yapılmadan işlemeyecektir.
İkinci eşik, uygulamanın şeffaf biçimde sürdürülmesidir. İyi hazırlanmış esaslı bir çerçeve, şeffaflık, eşit muamele ve etkili denetimle adil sonuçlar üretir. Takip ve Değerlendirme Kurulunun Meclisi düzenli biçimde bilgilendirmesi, TBMM bünyesinde geniş bir siyasal temsil ile izleme komisyonu oluşturulması ve kamuoyunun doğru bilgiye erişmesi sürece olan güveni besleyecektir.
Üçüncü eşik, zihnî ve siyasi dönüşümdür. Eldeki silahların bırakılması kâfi gelmez, zihinlerdeki silahlar da terk edilmelidir. Bundan sonra öncelikle kullanılan dil düzeltilmeli; ne ayrımcılığa ne de ayrılıkçılığa zemin hazırlanmalıdır. Ayrımcı ve ayrıştırıcı dil, şoven aidiyet anlayışı ve acıları oy hesabına dönüştüren siyaset geride kalmalıdır. Provokasyon, sabotaj ve dezenformasyon ihtimali hafife alınamaz. Bunlara karşı en kuvvetli tedbirimiz barış ve kardeşliği esas alan siyasi dil, hukuka bağlılık, kurumsal hazırlık ve sorumluluk duygusudur.
Son eşik, huzurun gündelik hayatta karşılık bulmasıdır. Gençler eğitim, teknoloji, sanat ve üretim imkânlarına kavuşmalı, bölgesel eşitsizlikler azaltılmalı, yatırım ve istihdam kalıcı biçimde artmalıdır. Bir daha hiçbir Kürt gencinin eline silah almayı aklının ucundan dahi geçirmediği, bir annenin evladını çatışmaya kurban vermediği ve siyasi fikirlerin silahsız biçimde serbestçe yarıştığı sistemde kazanımlar kalıcı hâle gelecektir.
“Arzu ettiğim en mühim miras, ihtilafı düşmanlığa çevirmeden yönetebilen siyasi kültürün devamlılığıdır”
Son olarak, on yıl sonrasından bugüne baktığımızı varsayalım. Süreç başarıya ulaşırsa Cumhuriyet tarihinde nasıl bir dönüm noktası olarak hatırlanacak? Bu sürecin Türkiye’ye bırakmasını umduğunuz en önemli miras ne?
On yıl sonra geriye bakıldığında bu dönem, Cumhuriyetin ilk asrından devralınan en ağır meselelerden birinin milletin iradesiyle çözüldüğü dönüm noktası olarak hatırlanacaktır. Yaklaşık yarım asır boyunca canlarımızı alan, kaynaklarımızı tüketen ve aramıza tefrikanın girmesini amaçlayan terör örgütleri, hukuk ve demokratik siyaset içinde tasfiye edilmiş olacaktır.
Devredeceğimiz mirasın özü, terör örgütünün silah bırakmasından daha derindir. Asıl miras, devlet aklı ile millet vicdanının aynı istikamette buluşmasıdır. Şehitlerimizin aziz hatırasına hürmet ederken yeni acıları önlemek, gazilerimizin fedakârlığını gözetirken evlatlarını kaybeden anaların sesini duymak siyasi ahlakın yüksek bir mertebesidir.
Kaynaklarını terörle mücadeleye sarf eden Türkiye, enerjisini eğitime, yüksek teknolojiye, üretime, sosyal refaha ve bölgesel kalkınmaya teksif edecektir. Örneğin son dönemde benim de katılmaktan büyük memnuniyet duyduğum Gabar’daki petrol çıkarma merasiminin, Cudi’deki “Hz. Nuh’u anma” şenliklerinin geniş bir katılım ve huzur içerisinde yapılması, yaşadığımız dönüşümün gündelik hayattaki etkisini şimdiden göstermektedir. Çocukların çatışma sesleri arasında büyüdüğü yıllardan, fikir ve kabiliyetleriyle yarıştığı bir döneme hızlıca geçilmektedir.
Arzu ettiğim en mühim miras, ihtilafı düşmanlığa çevirmeden yönetebilen siyasi kültürün devamlılığıdır. İnanıyorum ki Gazi Meclisimiz, farklılıkların çatışma sebebi olmadan müşterek hukuka bağlanabildiğini ispat etmeye devam edecektir. Cumhuriyetin ikinci asrı, kardeşliği temenni olmaktan çıkarıp kurumlara, adalete ve eşit vatandaşlığa emanet eden bir yüzyıl olarak yükselecektir.
Öne Çıkan İlanlar
Sponsorlu
Benzer Röportajlar
Doha Büyükelçisi Mustafa Göksu veda ederken: Türkiye ile Katar'ı ortak bir kader bağlıyor
Cabir el-Harami, Avatıf bin Ali (Al-Sharq)
- 23.09.2026
Adalet Bakanı Akın Gürlek Sabah'a konuştu: Fon soruşturmasında el konulan varlıklar mağdurlara aktarılacak
Abdurrahman Şimşek (Sabah)
- 04.10.2026
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler Global Business Press'e konuştu: 2035 hedefleri, KAAN ve Türkiye–Azerbaycan savunma iş birliği
Global Business Press
- 04.10.2026
Öne Çıkan Haberler
İş İlanları
The Turkiye Times'ten Haberdar Olun
Özel haberler, gelişmeler ve duyurular hakkında bilgi almak için abone olun. Sizi bilgilendireceğiz.
Kaydolarak Gizlilik Politikamızı kabul etmiş olursunuz











