Diyabet, dünya genelinde 830 milyonu aşkın hasta sayısıyla en büyük sağlık sorunlarından biri haline geldi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 1990'da yaklaşık 200 milyon olan hasta sayısı 2022'de 830 milyona ulaştı. Hastalığın özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde daha hızlı yayılması, bilim dünyasını yalnızca kan şekerini düşüren ilaçların ötesinde, daha köklü çözümler aramaya itiyor.
Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun 2025 rakamları, 20-79 yaş arası 589 milyon yetişkinin diyabetle yaşadığını, yani her 9 yetişkinden birinin bu hastalıktan etkilendiğini ortaya koyuyor. Daha da endişe verici olan, hastaların yüzde 40'ından fazlasının durumundan haberdar olmaması ve milyonlarca kişinin tanı alamadan komplikasyonlarla karşılaşması.
Amniyotik zardan üretilen jel, hücre naklinde çığır açabilir
Cenevre Üniversitesi ve Cenevre Üniversite Hastaneleri'nden araştırmacılar, Avrupa Birliği destekli VANGUARD projesi kapsamında tip 1 diyabet tedavisinde önemli bir adım attı. Ekip, insan amniyotik zarından elde edilen "Amniogel" adlı yenilikçi bir hidrojel geliştirdi.
Trends in Biotechnology dergisinde yayımlanan çalışmaya göre bu jel, nakledilen insülin üreten hücreler için canlı bir ortam oluşturarak onların hayatta kalma şansını artırıyor ve kan damarı ağı kurmalarına yardımcı oluyor. Diyabetli farelerde yapılan deneylerde, bu yapıların 100 gün boyunca normal kan şekeri seviyelerini koruduğu gözlendi.
Ancak araştırmacılar, tekniğin henüz insanlar için hazır olmadığını, uzun vadeli güvenlik ve etkinlik çalışmalarına ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.
Hücre içindeki protein katlanma mekanizması mercek altında
Sanford Burnham Prebys Tıbbi Keşif Enstitüsü ve Michigan Üniversitesi'nden bilim insanları ise soruna hücre içinden yaklaştı. Proceedings of the National Academy of Sciences'ta yayımlanan araştırma, insülin üretiminin öncülü olan proinsülin proteinin hücre içinde doğru şekilde katlanmasının önemini ortaya koydu.
Çalışma, BiP adlı bir proteinin bu katlanma sürecinde kilit düzenleyici olduğunu gösterdi. Bilim insanları, bu mekanizmanın daha iyi anlaşılmasının, ileride pankreasın insülin fabrikası olan beta hücrelerini koruyacak erken dönem tedavilerine kapı aralayabileceğini belirtiyor.
Oral semaglutid gerçek dünya verilerinde yüz güldürdü
Finlandiya'da yapılan ve Diabetes, Obesity and Metabolism dergisinde yayımlanan geniş çaplı bir çalışma, tip 2 diyabet hastalarında kullanılan oral semaglutidin günlük klinik pratikteki başarısını gözler önüne serdi. Nisan 2021 ile Aralık 2023 arasında 7 binden fazla yetişkinin verilerini inceleyen araştırma, ilacın kan şekeri kontrolü, vücut ağırlığı, yağ göstergeleri ve karaciğer fonksiyonlarında belirgin iyileşme sağladığını kaydetti.
Araştırmanın gücü, sonuçların kontrollü klinik deneyler yerine gerçek hayat koşullarından ve yaşlılar gibi genellikle yeterince temsil edilmeyen grupları da kapsamasından geliyor.
Gen haritası diyabetin bilinmeyen 58 tetikçisini işaret etti
Jackson Laboratuvarı'ndan araştırmacılar, The EMBO Journal'da yayımlanan çalışmalarında 48 insan donörden alınan yaklaşık 246 bin pankreas hücresini analiz etti. Tip 2 diyabet hastalarının beta hücrelerinin yüzde 25 ila 30'unu kaybettiğini tespit eden ekip, hastalıkla bağlantılı 511 gen belirledi ve bunları 58 kritik adaya indirdi.
Özellikle GRAMD2B geninin insülin salgılanması ve beta hücre kütlesinin korunmasıyla ilişkili olduğu, diyabet hastalarında sürekli düşük seviyelerde seyrettiği bulundu. PDZK1 geninin ise pankreas adacıklarındaki seviyesinin azalmasının hücre ölümünü artırdığı gözlendi. Bu bulgular, geleceğin ilaç hedefleri için yeni bir yol haritası sunuyor.
Kök hücre tedavisinde insülin bağımsızlığı ufukta
Haziran 2025'te Amerikan Diyabet Birliği toplantısında sunulan iki ayrı çalışma, kök hücre tedavilerinde kayda değer ilerlemeleri ortaya koydu. VX-880 tedavisini değerlendiren FORWARD çalışmasında, tam doz alan 12 katılımcıdan 10'u takip süresi boyunca dışarıdan insülin almayı tamamen bıraktı ve kendi insülin üretimini yeniden kazandı.
Ancak uzmanlar, bu tedavilerin henüz geliştirme aşamasında olduğu, daha geniş ve uzun süreli deneylere ihtiyaç duyulduğu ve bazı yöntemlerin bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar gerektirdiği konusunda uyarıyor. Yeni araştırmalar, bağışıklık sisteminin saldırısından kaçabilen genetiği değiştirilmiş hücreler geliştirmeye odaklanmış durumda.